Burnout Baby!!

by Şubat 22, 2008 3 yorum
Günlerdir kişisellik kokan “sevgili günlük” kıvamındaki yazılar dışında başka bir şeyle uğraşmadığımın farkına vardım ki bu günler; haftalar ve aylar olmak üzere bir güzel de birikme yapmışlar camımın önünde. Böyle bir başlangıç yaparak yine kişisel zırvalar yazacağımın sinyallerini verdiğimin farkındayım ama gelin görün ki insan, insan olduğunun farkına varınca insani ihtiyaçlarını karşılamak için daha beter bir çırpınarak batma ve boğulma hallerine giriyor.


Teşhirci biri olduğumu zaten biliyorsunuz, kafiyeli konuşup gereğinden fazla bağlaç kullanarak ayrıntılara dalmamın nedeni bir teşhirci olmam. Bununla gurur falan duymuyorum ama o potansiyele de sahibim. Bu çeşit bir farkındalık bazılarımız için zararlı olabilir belki, bilemiyorum. Ama ben hiçbir zaman karşıma geçip “bu bunun için böyle oldu yani bu böyleydi” diyen birinin lafını keserek ciddi ciddi “hayır adamım, aslında o dediğin öyle değildi” dememişimdir. Vicdanen hiç rahatsız olmadım, olmuyorum da. Farkında olmak bir şeyleri bilmek anlamına gelmiyor aslında. Yani Dünya Savaşları’nın nasıl çıktığını bilmekle neden çıktığının farkında olmak farklı şeylerdir, malumunuz.

Kafanızı karıştırarak Woody Allen tarzı prim yapma sevdasında değilim. Ama istersem yapabilirim. Ama bu sefer değil, şimdi değil…

Şu kafamıza kakılan gençlik gerekliliklerini düşünüyorum. Yani ölmeden önce okumanız, izlemeniz, yapmanız, etmeniz gereken şeyler listeleri bir yana, gençken yapılması gerekenler listesi var ve hepsini yapmak için zamanımız kısıtlı. Şimdi tam da burada - “kim demiş Mualla’ya vurulmuşum diye” şeklinde “kim yazmış o listeleri de bize akıl öğretiyormuş” diyerek gereksiz tepkilerde bulunmayacağım, çok manasız olur yaw- diye bir cümle kurmam ve Dünya Savaşları dediğim an da aklıma gelen silah fabrikalarını ve sadece bir sene o fabrikalara harcanan paranın 3. dünya ülkelerine hibe politikası ile ilgili düşüncelerimi yazmam lazım. Ama kendimi sandığım kişi değilim, kasmak boşuna… O yüzden ver yansın kavrulsun birileri bir şeyler duysun…

Neden bazı insanlar yapmamız gereken şeyler olduğunu düşünüp bize yol göstermeye çalışıyorlar anlamıyorum. Yani neden zamanını benim kesinlikle yapmam gereken şeyleri düşünüp kitap haline getirmekle uğraşıyorsun ki. Hadi diyeceğim ki sadece kar amaçlı bir şey bu ya da yaşadıklarına gereğinden fazla anlam katan birinin dünyaya haykırma isteği.

Yani demek istediğim konuya giriş yaptığım şu “ölmeden önce…” kitapları bir yana, nedir bu; “bir şeyler oluyor ve ölüyor gençler, bunun farkına varın ne olur” felsefesi. Farkındayım bende yapıyorum bunu. Ama neden “17 yaşında olmak vardı be kuzum” gibi bir cümle ağzımdan çıkıyor ve ben o anda bunu söylediğime pişman olmuşken susmak yerine o genç bedene saçma sapan bir “ahh genç olmak” konulu konferans veriyorum ki? Erken bunama kıvamında erken yaşlanma belirtileri belki de bilemeyeceğim. Ya da “gençken yapmanız gerekenler” listesindeki çoğu şeyi yapmamış ve yapmaya da niyeti olmayan (ya da seni mi kandıracağım sevgili okuyucu) yapmaya üşenen biri olarak, ben sıramı savdım biyolojik olarak olmasa da psikolojik olarak yaşlandım, ruhumu ihtiyarlaştırdım demeyi seçiyorum. Ben de kendimi pek bi b.k sanıyorum yaw!

Geçen Erdem’e “benim egom yok diyerek egomu tatmin ediyorum” demiştim, şimdi tirink etti ego insan demek. Ve insan deyince herkesin aklına ilk gelen şey “ben” demek. Nasıl eğleniyorum şu an anlatamam. Diyeceğimi de unutacağım nerdeyse, hatta bazı kısımları egoma teslim oldu bile…

Yani demek istediğim…

Sadece merak ediyorum…

Neden hayatı; şurasından burasından şu şekilde bu şekilde bir şekilde, tutun çekiştirin yamultun tepetaklak edin savurun, koşun yakalayın sallayın döndürün çalkalayın durultun, fondip yapın kusun küllerinden tekrar Anka’yı doğurtun, kendinize uygun bir yer bulun yerleşin kök salmayın ama ait olun, bakın dinleyin bulun buldurun keşfedin mahvedin, yaşayın görün bilin ama asla tam olarak öğrenmeyin, diyorlar…


Yani; leave as fast as you came, no invitation, nowhere to go from here!!!

mimi wonka

Developer

Cras justo odio, dapibus ac facilisis in, egestas eget quam. Curabitur blandit tempus porttitor. Vivamus sagittis lacus vel augue laoreet rutrum faucibus dolor auctor.

3 yorum:

Cem dedi ki...

Hayal kurmadan bişiy başaramıyoruz, ilk adım hayalini kurmak. hayal kurmak için güzel bi araç bu kitaplar falan. ilerde nedir, ne değildir, noluyoruz, aha ereksiyon? :s , falan demeden önce bu düzeltemeyeceğimiz dünyada 'azıcıkta biz eğlenelim' demiş olmak iyi bişiydir. hep cepten yememek lazım..

erdem dedi ki...

merhaba sevgili yazıcı

http://img519.imageshack.us/img519/6622/6kasim20063mb9.jpg

Alässe_isis dedi ki...

“gençken yapmanız gerekenler” listesindeki çoğu şeyi yapmamış ve yapmaya da niyeti olmayan (ya da seni mi kandıracağım sevgili okuyucu) yapmaya üşenen biri olarak, ben sıramı savdım biyolojik olarak olmasa da psikolojik olarak yaşlandım, ruhumu ihtiyarlaştırdım demeyi seçiyorum."

Annemle babam daha biz küçükkene, ben şöyle 1-2 yaşındayken her yaz atarlarmış çadırı arabanın bagaja ( bendeniz de kucakta tabii) dağ, bayır, antik kent, dandik kent, ordaki deniz, şurdaki göl kenarı diye diye her doğan güneşi yeni biyerde doğurup yeni biyerde batırmışlar. düşünmeni istiyorum Mimi, 40 yaşındasın. bir yanında 4-5 yaşlarında küçük, sarışın, daha deri ceketli olamamış bir çocuk; sırtında, ellerini ağzına sokup kendini boğma girişimleri gösteren 1-2 yaşlarında ufak kız veletle, g*t kadar çadırda güneşi batırıyorsun. durup bi daha düşün derim sıranı savıp savmama konusunu xD