by Aralık 19, 2010 2 yorum

Anneannem bugün 87 yaşında.

Evdeyken yaptığım tek aktivite, kucağımda bilgisayar, yanımda kahve makinesi, kitaplarım, kağıtlarım, kalemlerim, fotoğraflar ve arkadaşlardan gelen sevimli notlar eşliğinde dizi izlemek.

Ben yatağıma tünemiş kulaklıklarımı takmış dizimi izlerken, anneannem yatağımın karşısındaki kanepede oturup dizlerine battaniyesini örtüyor her zaman. Arada bana sorular soruyor.

- Şimdi sen kaç yaşına geldin neni? (neni anneannemin bize hitap şekli)
- 24 oldum anneanne.
- Ben 24 yaşındayken evlenmiştim dedenle, tam 24'ü doldurdum evlendik. Teyzen de 24 yaşındaydı evlendi, annen 23'tü ,24'e girmesine az kalmıştı.
- Şimdi buradaki sonuç benim bu senenin bitmesine şurada 15 günden az kalmışken, acilen evlenmem gerektiği mi?
- Okulunu bitir, iş bul, çalış, paranı kazan, sonra tabi evleneceksin. Daha geç olmadan.
- Hmm... Anneanne ablam 25 oldu biliyorsun değil mi? Okulu bitirdi, işi de var. Neden sadece benim evlenmeme takıldın sen peki? :D
- Ablan bulur beğenir birini evlenir ama sen çok değişiksin neni. Hatırlatmak gerekiyor böyle şeyleri sana.

*

Aşık olmayı hatırlatmak gerekiyor bana, birini sevmem gerektiğinin hatırlatılması gerekiyor, 24 yaşına geldiğimin hatırlatılması gerekiyor. Anneannem belki de çok farklı şeyler düşünerek söyledi şu " hatırlatmak gerekiyor böyle şeyleri sana" cümlesini. Ama sanki ben sarsıldım biraz.

İnsanın "daha iyi olan yarısını" bulması kolay değil. Özellikle ne istediğini bilen biriyseniz. Aşık olmak öyle; bir an da birini görüp arzulamakla veya birilerine umutsuzca ihtiyaç duyduğunuzda karşınıza çıkan ilk insana sarılmakla elde edilen bir şey değil.

En azından benim için.

Farkındayım herkes kendisinin daha değişik olduğunu, daha farklı bir şeyler aradığını söylüyor.

Aslında öyle değil.

Uzun süren ilişkileri olan tanıdığım insanların zaman zaman bana gelip dert yandıkları anlar oluyor. Her seferinde ilgimi çeken hatta beni hayrete düşüren bir cümle sarf ediyorlar.

"Onu hiç anlamıyorum."

"HİÇ"

O senin aşık olduğun insan ve sen onu hiç anlamıyorsun? Ama aşıksınız, tek ruh tek vücut...

Üzülüyorum...

Kaç kere aşık olabilirsiniz ki? Birine onu sevdiğinizi söylediğiniz zaman gerçekten samimi olduğunuz kaç an olabilir ki? Ve nasıl olur da onu "hiç" anlamazsınız?

Karşını(mı)za çıkan her insanı kategorize ediyorken, aşkı bulduğunu, deli gibi sevdiğini söyleyip peri masallarındaki gibi evlilik planları yapan insanların ne kadarı "gerçek" geliyor gönlünüze?

Ben her insanı olduğu gibi sevmeyi öğreneli çok oldu, zor oldu. O günden itibaren fark ettim ki aşkı aramama artık gerek kalmadı.

Bekliyorum, durup dururken "hadi kalk gidiyoruz..." diyen birini sorgulamayacağım o günü.

*

- Anneanne hesaplarıma göre dedemle 50 küsür yıl evli kalmışsınız?
- Ahhh neni, ahh.

*

Aşk'la kal okuyucu, hangi dilde olursa olsun!

mimi wonka

Developer

Cras justo odio, dapibus ac facilisis in, egestas eget quam. Curabitur blandit tempus porttitor. Vivamus sagittis lacus vel augue laoreet rutrum faucibus dolor auctor.

2 yorum:

Adsız dedi ki...

aşkın çocuğu modundayım, hala aşık olacağım biri çıkmadı karşıma, ergenliğime vermek gerek belkide.18 de ergen sayılıyormuyuz?=)

Adsız dedi ki...

kendimi arıyorum bulamıyorumcular, kendinizi hep bir kaşif zannediyorsunuz, denizlerde geçen uzun yolculukları çok romantik zannediyorsunuz, asıl öğrenmeniz gereken bir kaşif değil bir mucit olduğunuz, kendinizi armanız boşuna, kendinizi inşaa ediyorsunuz, icat ediyorsunuz aslında, aşkta da durum başka değil, aşk aranmıyor, kendin icat ediyorsun, mesela uyuşturucu konusunda bir laf var, kaç miligram alırsan al, kafan yoksa uçamazsın derler, bilmem ki anlatabildim mi? çok mu ordan oraya atlamalı geldi yoksa size