kıskanılan kelimeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kıskanılan kelimeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Aralık 2009


Bazen elinize dvd kutularını alıp izlemek istediğiniz filmi seçmeye çalışırken fark edersiniz ki görmek istediğiniz kişiler, ortak olmak istediğiniz sorunlar, derin derin iç çektiren romans o kutuların hiç birinde değildir. Durup artık sayısını bilmediğiniz ve bir kitap gibi dizdiğiniz kutulara ve yuvarlak plastik dağınıza bakarsınız. Kült filmler, başkaları tarafından 100 yılın en iyi aşk hikayeleri seçilen ve gerçekten sizin de çok sevdiğiniz eserler. Yok, izlemek istediğiniz film orada değil. Bilgisayarınıza koşup acaba gözümden kaçan bir şeyler kalmış mı diye dosyalarınızı altüst edersiniz. Hali hazırda inmekte olan bilim kurgu ve avrupa filmlerine bakarsınız ama ı ıh, izlerken sizi koltuktan fırlayıp amaçsızca yürümek için koridora yöneltecek hikaye orada yoktur.

Son çare animasyonların bulunduğu rafa koşarsınız, gecenin saat 3'ü dür ve perdesiz pencerelerinizden sizi izleyen dağlara bakarsınız bir an, durup "bu saatte herkesin uyuyor olması ne büyük bir hata" diye söylenirsiniz. Kutulardan hayır gelmez asetat kalemi ile süslenmiş dvdlerinize uzanırsınız. En son izlemiş olduğunuz muhteşemlik geçer elinize ilk. En sevdiği renk kahverengi olan bir adet Mary ve çikolatalı sandviçin gerçekliğini doğrulayan Max vardır elinizde. Filmi size öneren arkadaşınızı düşünüp "aferin lan" diye geçrirsiniz içinizden, bu kadar basit bir şey için minnettar olursunuz.

Ama maalesef görmeyi istediğiniz şey bu da değildir. Elinizdekileri bırakır ve annenizin deri kanepesine atarsınız kendinizi bir un çuvalı gibi. Sonra beyninizde, "şu kanepeye kendini bırakıverme şöyle, bir yerin çıkacak bir gün" cümlesi yankılanır. Yapacak bir şey bulamaz ve telefonunuzu aramaya başlarsınız, ev telefonundan kendi numaranızı ararsınız umursamazlığınızın doruk noktasındaki alet dün akşamdan beri kendisiyle ilgilenmediğiniz için size küsmüş, şarjını bitirmiş ve kendini kapatmıştır.

Öylece karanlıkta oturursunuz pc ekranından gelen ışığa aldırmadan. Kalkıp kahve yapmak, yarım kalan kitaplarınızı karıştırmak, telefonunuzu aramak, televizyonu açıp bayat bir program izlemek, ders notlarını temize çekmek ya da gidip uyumaya çalışmak saat 3'ü biraz geçiyorken elinizde kalan seçeneklerinizdir. Ve gidip kahve makinesini çalıştırmayı seçersiniz. Kahve olana kadar buzdolabının üstündeki magnetlerle oynarsınız hala 8 yaşındaymış gibi.

İşi yiyecekleri bozulmadan korumak olan aletin siziznle konuştuğunu düşünün şimdi. Hem de hiç yabancı olmadığınız bir kaç cümleyi tekrarladığını.

Duygularınız var mı? Bu duygularınızı doğru ya da doğru olmayan biçimlerde belirlemenin yolları vardır. Bir iç dünyanız var mı? Kimsenin değil, kendi sorununuzdur. Heyecanlarınız var mı? Boğun onları. Güçlükleriniz varsa sessizce çözümlemeye bakın der 10 Emir'den biri...

Lanet olsun! Ben kendi sorunlarım hakkında konuşmak istiyorum.

15dakika kadar da mutfakta oyalanmış olursunuz ama hala içinizdeki boşluk dolmaz, canınızın istediği şey çok sevdiğiniz kahveniz de değildir çünkü. Bir şeyler istediğinin farkında olan ama istediği şeyin ne olduğunu bulamayan insanlar kadar salak yaratıklar olmaz diye kendi kendinize konuşursunuz, dünyada ki en değerli maddesel varlığınıza doğru uzanırken. Tekerleği şöyle bir çevirirsiniz şans oyunu oynar gibi. Karşınıza çıkan şey kahvenizden kocaman bir yudum alıp yanan ağzınızın keyfini sırıtarak çıkarmanıza neden olur. Albümü açıp aradığın parçayı bulursun, sesi sonuna kadar açar minicik kulaklıklarından çıkan sesin bütün odayı sardığını fark edersin. Gecenin sessizliğinin harika bir şey olduğuna karar verip bu sefer de diğer insanların sen kendi kendine bu kadar eğlen diye uyumayı seçtiklerini düşünürsün.

Bu kadar ukalalık sana bile fazla gelir ama keyfin yerindedir, ne istediğni bulmuş olmanın verdiği sevinçle bilgisayarına koşup aziz gugıla "John Paul and Craig The Beginning, Romance and Sunset Ending" yazarsın... Yüzündeki sırıtış daha da büyürken pek sevgili McDean severlerin senin için oluşturduğu playlistlere ulaşıp 54 adet videoyu sekmelere dizersin tek bir tıkla.

Videolar yüklenene kadar oda aynı şarkıyla dolmaya devam ederken acaba bu garipliklerim biraz daha büyüyünce geçer mi diye düşünüyordum. Sonra 23 yaşında olduğum ve 4 ay sonra 24 olacağım gerçeğiyle yüzleştim. Hala derslerini lisedeki gibi asan bir öğrenciydim, hala birilerine kafa tutmak hayattaki en değerli amacımdı, hala gelecek planlarımda para kazanıp kariyer yapmak yoktu ve hala soundtrack yaşamaya devam ediyordum. Kafamın içindekiler tüketilen zamandan daha öteydiler. Ve bütün bunlar o kadar gereksiz ve değersiz gerçekliklerdi ki...

Şimdi herkes benimle bilikte tekrarlasın, yüksek sesle okuyun ki sesiniz kelimelere hayat versin ve asla unutmayın söylediğiniz şeyi. "Aradığımız dünyalar asla gördüklerimiz olmamıştır; ne de pazarlığını yaptığımız dünyalar, satın aldıklarımız..."

İşte bu kadar basit.

Geçenlerde, karşımda otururken varlığına katlanabildiğim bir kaç arkadaşımdan biri, çok açık bir şeklide "senden adam olmaz" dedi. Önce durup gülümsedim sonra ağzından çıkan her kelime harf harf içime kazınan bir başkasına "bizden adam olmaz" dedim. O da saat tam 3.11 iken "bizden adam olur, asıl bizden adam olur!" dedi ve ben amaçsızca ayağa kalkıp koridorlarda boş boş dolanmamı sağlayacak hikayeyi izlemeye başladığım sırada o da yatağında dönüp uyuyamamaya devam etti.

Not: Fotoğrafı aziz bing'de dolanırken buldum sahibine saygılar.

Bu yazı Mimi Wonka tarafından 16.30 sıralarında odası Feeling Good ile dolup taşarken karalandı.

27 Kasım 2008

The Breakfast Club (1985)



Allison:
When you grow up, your heart dies.
John: So, who cares?
Allison: I care.


"2 ayda bir oturup izliyorum bunu"

25 Eylül 2008

Kendime Not:


Sadece sıkıcı insanlar sıkılır.
Sadece yanlış bayraklar dalgalanır.
Size Tanrı olmadıklarını söyleyen insanlar aslında aksini düşünürler.
Tanrı başarısızlıkların bir icadıdır.
Tek cehennem bulunduğun yerdir..
.
.
.
Harikulade bir insanım.
Siz de öylesiniz.
O da öyle.
Güneşin sarı nabzı ve dünyanın görkemi de...

Charles Bukowski

12 Nisan 2008

Okuma notlarımdan...

Ben okurum. Biraz abartı okurum. Bazen birileri yemek yememi hatırlatır, okula git der, su iç der. Ama bunun övünülecek bir yanı yok. Hatta çok boktan bir durum. Kimse sevmez okuduğum kitapların adlarını, kapaklarını, içindeki kelimeleri. Genelde ayyaşları okurum, düşkünleri okurum, delileri okurum. Onlarda beni okur.

Doğumgünümde hediye olarak Bukowski almışlar bana, beni tanıyan insanalara bayılıyorum. Okudum ve her zamanki gibi notlar aldım bir köşeye. Ben çok seviyorum ve birileri de bilsin bu düşünceleri istiyorum.

Buyrun;

...

Hepimiz öleceğiz, hepimiz. Ne sirk! Bunu bilmek birbirimizi daha çok sevmemiz için yeterli bir neden olmalı, ama değil. Son derece önemsiz şeyler bizi dehşete sürükleyip dümdüz ediyor, yutuyor.

...

Çoğu insan ölüme hazır değildir, ne kendi ölümlerine ne de başkalarının. Şoka girerler, ödeleri patlar, beklemedik bir sürprizdir ölüm onlar için.

Olmamalı oysa...

Ben ölümü sol cebimde taşırım. Bazen cebimden çıkarıp onunla konuşurum:

"Selam yavrum, nasılsın? Ne zaman geleceksin beni almaya? Hazırım."

Bir çiçeğin büyümesi bizi ne kadar kederlendiriyorsa, ölüm de o kadar kederlendirmeli.

...

Bazen hepimiz bir filme hapsolmuşuz hissine kapılıyorum. Repliklerimizi biliyoruz, nereye doğru yürüyeceğimizi biliyoruz, nasıl oynayacağımızı biliyoruz, sadece kamera yok.

Yine de çıkamıyoruz filmin içinden. Ve film kötü.

...

Kaçış yok, etki yok, etkisizlik yok. Kendimizi zarar hanesine yazmaktan başka çare yok. Oynayabileceğimiz bir hamlemiz kalmamış.

Mat olmuşuz.

...

Toplumdaki geri zekalıların geri zekalı olduklarını idrak edemeyip onları koruyacak birileri daima vardır. Bunu idrak edememelerinin nedeni kendilerinin de geri zekalı olmalarıdır. Geri zekalılar cennetinde yaşıyoruz; bu şekilde yaşayıp birbirlerine bu şekilde davranmalarının nedeni bu. Onların bileceği iş, beni ilgilendirmez. Ama ne var ki onlarla yaşamak zorundayım.

...

Hayat tuzaklarla doludur ve çoğumuz çoğuna düşeriz. Önemli olan bu tuzaklardan elden geldiğince uzak durmaktır. Bu da ölüm gelene dek olabildiğince huzurlu yaşamamızı sağlar.

...

Mükemmel saatler yaşayabilmek için kusurlu saatler yaşamak gerek. İki mükemmel saati yaşatabilmek için on saat öldürmek gerekir. Asıl korkulması gereken "BÜTÜN" saatleri öldürmemektir; "BÜTÜN" yılları.

...

İlginç insanların sayısı neden bu kadar az? Milyonlarca insanın içinde neden sadece birkaç kişi? Bu kasvet verici ve cansız türle yaşamaktan başka çare yok mu?

...

Fazla düşünüyoruz belki de. Daha çok hisset, daha az düşün.

...

İnsan yüzü ile sorunlarım var. Bakmakta zorlanıyorum. insanların yüzlerinde hayatlarının yekunu yazılıdır ve genellikle korkunç bir görüntüdür.

...

İnsan ırkı herşeyi abartır; kahramanlarını, düşmanlarını, kendi önemini.

Götler! İşte, kendimi daha iyi hissediyorum. Allahın cezası insan ırkı! Oh be, çok iyi geldi.

Charles Bukowski

02 Şubat 2008

okuma sırası...


3

Kuşlara benzer kelimeler, odana dolarlar bir akşam. Nerden gelirler bilinmez. Kah çığlık çığlığadırlar, kah sesleri iştilmez.

Çiçeğe benzer kelimeler: turuncu, erguvanm, beyaz. Bir rüzgar sürükler hepsini. Bulutlara güven olmaz…


4

Saçlarından yakalayamıyorsun zamanı, mısraa, şarkıya kalbedemiyorsun. Ve sükut medar ormanlarındaki bitkiler gibi büyüdükçe büyüyor.

Senin türben kelimeler. Yuvarlanırken tırnaklarını kağıda geçirmek istiyorsun; kağıda, yani ebediyete. Zavallı çocuk, bilmiyorsun ki ebediyet sümüklüböceğin izleri kadar aldatıcı.




Cemil Meriç

15 Ocak 2008

Ah See more Glass!!

Sanıyorum ki ben aslında tarafsızlıktan uzak,önsöz niteliğinde lafları olan bir eşanlamlı kelimeler sözlüğüyüm. Hemen hemen daima ne olduysam,temelde hep o kaldığıma inanıyorum;bir anlatıcı,ama son derece baskın kişisel ihtiyaçları olan bir anlatıcı.Sunmak istiyorum,tanımlamak istiyorum,yadigarlar,muskalar dağıtmak istiyorum,cüzdanımı çıkarıp herkese enstantane fotoğraflar vermek istiyorum, burnumun dikine gitmek istiyorum. Bu ruh halinde,kısa hikaye biçiminin civarına bile yaklaşmaya cesaret edemem. Benim gibi tarafsızlıktan uzak şişko küçük yazarları bir lokmada yutar.


.
.
.

Bu çığlıklar doğrudan doğruya gözlerden gelmiyor mu?Açık değil mi? Adli tıp raporu ne kadar çelişkili olursa olsun -ölüm nedeni olarak ister Tüketme ya da Yalnızlık ya da İntihar telaffuz edilsin- hakiki sanatçı-kahinin aslında nasıl öldüğü apaçık değil mi?Ben diyorum ki,hakiki sanatçı-kahin, güzelliği üretebilen ve üreten o semavi budala, esas olarak kendi vicdanıyla, kendi kutsal insani bilincinin kör edici biçimleri ve renkleriyle gözü kamaşarak ölür.

Geriye yaslanıyorum. İçimi çekiyorum; mutlulukla, korkuyorum.

Her Şey Yerli Yerinde

Babam öldü. (şekere bağlı kalp yetmezliği -covid nedenli- babam şeker gibi adamdı zaten) Yeğenim doğdu. (kendime teyze diyorum, hiç zorlanma...