15 Ekim 2010
It's Friday, I'm In Love!
25 Eylül 2010
Notlar.
22 Ağustos 2010
Bağımsız Satır Başları vol.7

İlk uzun metrajdan bozma kısa filmini çekmiş olan arkadaşımın, yakında gurubuyla NY'a gidip albüm yapmaya ve klip çekmeye başlayacak bir başka arkadaşımın ve yazdıklarını yayınlatacağı bir yayın evi bulmuş olan başka birinin daha facebook sayfalarına bakıp myspacede takılırken yanımda olan ablam...
- Peki sen ne yapmayı planlıyorsun? Milletin başarılarının takipçisi olmak dışında, patlatmaya hazırlandığın büyük bir planın var mı?
- Ahahah lütfen bel altı vurmayalım.
- Mazeretin ne kızım senin, hayatını stop etmiş bir şekilde yaşıyorsun 1 yıldır.
Mimi 1 dakika kadar susar, cevap vermez. Ludéal mesaj yollamıştır myspaceden, kafasında onu türkçeleştirmekle uğraşıyordur aslında, ama vakur bir edayla durmaktadır hala, alt dudağını büzmüş hüzünlü ve düşünceli gibi görünmeye de çalışır ki onca oyunculuk dersi vermiştir ona buna kendisi için de bir işine yarasındır artık bildikleri..
- O kadar çok okumama izin vermemeliydiniz.
Abla suskundur. Psikolog olduğu ve insanları çözmesine yarayacak bilimum dangalakça ayrıntıyı bildiği için kardeşinin ona oyun oynadığının farkındadır.
- Daha iyi bir mazeret bulduğunda konuşalım.
- Ok ben sekreterine bir tarih bırakırım, merak etme.
.
Son 2 gündür okumak nefes almak gibi oldu. Birden fazla kitap beynimin kıvrımlarında yer ediyor bu aralar yavaş yavaş. Şiirler, anılar, hikayeler, nedenler sonuçlar... Belki bugün kitapçıya giderim ve cebimdeki son nakit kırıntılarıyla artık ne bulabilirsem alrım, kendime hediye ve biraz da Alasse hanıma tabi. Kitaplar rahat nefes almamızı sağlayan şeyler çünkü.
Bu sabah halam aradı. Bana gel ev boş zaten sabah çıkıp akşam dönüyoruz, yogaya gidiyorum her hafta, kilo aldığını söyledi annen ben seni zayıflatırım, çok uzun zamandır görüşmüyoruz özledim çok vs vs... gibilerden cümleler kurup bir derdin var belli gel bana anlat bari demeye getirdi lafı. Uslu uslu "peki hala" dedim her seferinde. Bu hafta tiyatroda olmam lazım deyip hiç de sanıldığı kadar boş boş oturup evden dışarı çıkmadığımın sinyalini vermek istedim. Haftaya ararım seni dedim, o zamana kadar süper bir bahane daha bulacağıma çok eminim.
.
20 Ağustos 2010
Bazı sabahlar annem beni yatmaya yolladıktan sonra uyumadan yatağımda uzanıyorum sadece. Annemin yatağına dönmesini bekliyorum. Sonra kalkıp beni ilk bulduğu yere geri dönüyorum. Ama o yeri hiç bir zaman bıraktığım gibi bulamıyorum, ne de oraya geri dönen kendimi.
Köpeklerin havlaması canımı sıkıyor. Acaba açlar mı diyorum ya da susadılar veya bir şey gördüler, belki de sadece oynuyorlar... Ama kafamı pencereden çıkarıp bahçeye bakmıyorum. Yerimden bile kalkmıyorum.
Etraf aydınlanıyor sonra. Biliyorum çok değil, insanların uyanıp koşturmaya başlamasına az kaldı. Düşlerini yastıklarında bırakacaklar ve sıcak yataklarını terk edecekler. Gördükleri düşleri uyandıkları ilk saniye unutacaklar, sanki hiç görmemiş gibi. Sonra hazırlanmaya başlayacaklar daha iyi bir yaşam için körelmeye gidecekler.
Ailem uyanacak az sonra. Kalıp hareketler ve sözler birbirini kovalayacak evin içinde. Kızartılmış ekmek kokusu saracak havayı ve kahve fincanları tezgaha sıralanacak. Hiç biri ekmeğini ısırmadan önce koklamayacak ve kahve aromasının tüylerini ürperterek bedenlerine yayıldığını duyumsamayacak.
Kaçırılmaması gereken saatler var hayatlarında. Dünya üzerinde okumaya değmeyecek tek şey olan gazeteleri getirecek gazeteci çocuk. Senaryolardan fırlamış repliklerle paylaşılacak kapı önünden alınan gazeteler. Babam politik fikrimi annem kendimi nasıl hissettiğimi bugün ne yapacağımı soracak. Kardeşlerim tanımadığım arkadaşlarından veya öğretmenlerinden bahsedecekler portakal suyu içip ekmeklerini kemirirken. Ablam kalabalığa karışabileceğim aktiviteleri sıralayacak, iş çıkışı buluşmayı teklif edip. Annem kendisiyle alışverişe gelmemi isteyecek.
Bu arada kimse aralık bırakılmış pencereden giren rüzgarın perdelerle vals yaptığını fark etmeyecek, tıpkı içeri sızıp masadaki kırıntıları altına dönüştüren güneşi fark etmedikleri gibi. Ben herkese makul cevaplar verirken yine aynı şeyleri düşünüyor olacağım...
Şu an bir yerlerde birileri sevişiyor çılgınca, başka birisi keman çalıyor güneşe, bir başkası gece soğuğunu henüz kaybetmemiş denize dalıyor bir kahkahayla ve bir diğeri ise sadece derin bir nefes alıyor yaşamının hakkını sonuna kadar verdiğini bilerek. Geri kalanlar sadece yetişme telaşında. Bense çıkmazda olan birinin yüz ifadesini görüyorum bardağımın içinde.
Boşalacak ev. Benim dışımda herkesin bulunması gereken bir başka yer var. Kendilerini gitmek zorunda ve ait hissettikleri... Birlikte olmaktan zevk aldıkları insanlar...
Kendime acımam lazım. En azından benim için üzülen insanların yanındayken. Kimse halini beğenmezken kendinden yine de memnun olmamalı insan. Değişik ama yanlış bir his.
Kimse hiç bir zaman tam anlamıyla farklı olamaz. Farklı değilim. Ne düşüncelerim ne diğer her şey. Sadece bakıyorum herkes gibi ve görmeden hemen önce benleğimde eksik gedik ne varsa bir şeyler ekliyorum gördüğüm şeye. Bu farklılık değil. Olması gereken. Sanırım benden başka herkes unutuyor.
Yatağıma yazdım sürgüne yollandığım bir sabah hava daha karanlıkken. "En mutlusu hep en aptal olan yaratıklardır." Aynada kendime baktığım zaman mutsuz birini görmüyorum aslında. Sanırım bu çok melodramatik.
Kendimden başka birini hissetmem lazım. Yaşamı anlamlı kılacak bir kaç an yaşamalıyım benden başka birilerinin de içinde olduğu. Biriyle gerçekten, gerçek bir bağ kurmalıyım. Farkındayım.
Aynadaki ben mutsuz görünmüyor aslında. Biliyorum, bu çok...
Little Ashes izledim bugün 2 kere. Sonra Abel Korzeniowski "Stillness of the Mind" çaldı tekrar tekrar... Ben kalemi tuttum, o yazdı.
16 Ağustos 2010
Bozcaada Dönüşü Evde Bir Sürü Şarabım Var
15 Ağustos 2010
27 Temmuz 2010
Geçen sabah uyandığımda aklımda "bir gün bizim de günümüz gelecek" cümlesi dolanıyordu.
17 yaşında olduğum o korkusuz dönemlerimde bu tür bir söz beni heycanladırıp tabiri cuk oturur şekliyle "gaza" getirebiliyordu. Artık iplemiyorum bu tür "dolu" bir cümleyi. Kimsenin zamanının geleceği falan yok zaten bugün dönüp baktığımız zaman, düşlediği günler gelmiş olan kimse de yok.
Üzgünüm Nazım ve Guevara, Bobby ve Mahatma, Tibet'in tüm Dalai Lama'ları ve yaşamlarından vazgeçen aktivistler... Herkes için sadece taraf seçmeye yönelik birer araçsınız artık. Ve modaya da ilham veriyor inandığınız değerler para ediyor, 21.yüzyıl insanlarını zengin ediyorsunuz.
Hangi galaksi sisteminde hangi toz bulutu içinde hangi yıldızsınız bilmiyorum. Dilerim Hubble size selamımı iletmiştir.
Her Şey Yerli Yerinde
Babam öldü. (şekere bağlı kalp yetmezliği -covid nedenli- babam şeker gibi adamdı zaten) Yeğenim doğdu. (kendime teyze diyorum, hiç zorlanma...
-
En büyük hayalkırıklığımın ne olduğunu düşündüm bugün okuyucu. Akşam eve dönerken minibüsün canımdan yukarı baktım, balkonun iç demirlerine ...
-
Penguen'in hatırlayamadığım bir yaş günü kutlamasında sarf edilmiş bir cümleydi bu "Geldim Laaan!.." çok gülmüştük, hala da gü...
