günden geriye kalanlar.. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
günden geriye kalanlar.. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mart 2015

"far above our heads are the icy heights that contain all reason"

Selam okuyucu nasılsın?

Biliyorsun ki nasıl olduğun umurumda değil ama bundan yaklaşık 7-8 yıl önce sosyal kimliğimi kabul ettirmek ve sağlamlaştırmak için gereksiz kibarlıklar yapmam gerektiğini öğrenmiştim, o "nasılsın" sorusu işte o öğretinin yansıması. Afiyetlerde ol emi.

Samimiyetime de inan, çünkü yüzünü görmediğim insanlara yalan söyleyemem.

...

between the devil and the deep blue sea
...

Hayatım çok değişti diyebilirim. Ama değişim her zaman gelişimi mi getiriyor emin değilim.

Mesela 5 yıl önce gayet yavan bulabileceğim esprilere artık "pffft" şekilnde bir "gülücüklü homurdanma" gönderiyorum. Ve bunu sırf topluma (ya da etrafımdaki topluluğa) ters düşmemek için yapıyorum. Hayatın şöyle de bir gerçeği var ki, aksini söyleyeceğin halde onay vermek zorunda olduğunu hissettiğin için, onay verdiğin şeyler, belli bir zaman sonra (ki bu çok kısa bir zamandır) zorunluluk hissini duyumsamaksızın onaylayacağın şeylere dönüşüyorlar.

Şimdi soru şu, bir sorunu başka bir soruna çevirerek yaşamına katmak, yaşam alanından kovulmaktan daha iyi bir sonuç mudur?

Hayır diyenleriniz yalan söylüyor, kendinizden utanın.

...

Felsefik zırvalarımı bir kenara savurursak eğer inanın düştükleri yerden toz kaldırmazlar. O yüzden bol kahve için ve sık sık tuvalete gidin.

...

Hepimizin insan olduğu (zaman zaman bazılarının insanlıktan çıkıp evrimi zorladığı anlara şahit oluyor da olsak) ve kozmik kuzenler sayıldığı evrende, başka bir dünyamsı gezegen varsa ve sen sevgili kuzenciğim bunu biliyor da söylemiyorsan.... Bilmiyorum yine de dileyecek kötü bir düşüncem yok senin için.

...

Şu, kelimelerle zırvalarken ki kadar mutlu olduğum bir başka zamanı hatırlamıyor iken, neden yazmaktan vazgeçtiğimi sorgulamak yerine, yeni yayın oluştur butonuna gitsin hep imleç...

...


Okuyucu iyi kal.




ÇukurNotlar: 

*başlık; The Shins vokali James Mercer'a ait olup, gurubun "Caring is Creepy" parçasında geçmektedir.

*fotoğraf; The Master filminden bir kare, "between the devil and the deep blue sea" deyimi ile ilgili arama yaparken rastladığım ve "cuk" oturmuş dediğim...

* bu günlerde; bunu dinliyorum, bunları okuyorum, bunu izliyorum ve bu tür işler peşindeyim.


06 Mayıs 2011

Hadi biraz kusalım...

Ben çoook yedim bu akşam. Mide bulantımın asıl nedeni bu. Eğer biri(leri)yle yemek yiyorsanız ve bir muhabbet dönüp duruyorsa salata tabaklarınızın üstünden sekerek ve siz o muhabbeti katılmayı bırakın duymak bile istemiyorsanız, ağzınızı "doldurmak çiğnemek, yutmak ve tekrar(artık masada ne kalmışsa)doldurmak" eylem zinciri ile meşgul etmek yapabileceğiniz en masumane şeydir. En azından zararlı çıkan tek taraf siz olursunuz.

Biri hala sevgili Guevara'dan alıntılar yaparak günümüz düzenini eleştiriyorsa, bir diğeri Lennon vari sözlerle barışın mümkün olduğunu zırvalıyor ve bir başkası çözümün McCandlessvari bir kaçış olduğunda diretiyorsa, en kötüsü de sen oturmuş bu insanların hala dinlemeye değer fikirler ortaya atabileceklerine kendini inandırmaya çalışıyorsan.......

En iyisi şarabının son yudumunu da içip hesabın kendine ait olan bölümünü masaya bahşişle birlikte bırakıp "artık kalkmam lazım işim var akşama, hadi görüşürüz iyi kalın." diyerek karşıdan uçup gelebilecek herhangi bir soruya ya da sorular kümesine maruz kalmadan mekanı terk etmektir. Ben öyle yapıyorum. Zaten o yüzden uzun süren iyi arkadaşlıklarım yok. Böyle olacaksa, olmasın da...

Şimdi bakın güzel insanlar. Gerçek dediğimiz şey kişiden kişiye değişebilecek bir olgu değil. Yorumlama farkı kırmızının kırmızı olduğu gerçeğini değiştirmiyor maalesef. Çok üzgünüm ama bu böyle. Oturup bu acı olay karşısında şiir yazıp ağıt yakabilirsiniz. Pek de hoş olur hani.

Nedir gerçek. Hadi biraz daha kusalım, rahatlayalım bir nebze...

Gerçek, eğer sen milli duygularla bir şeyleri gurur meselesi yapacak kadar içselleştirmişsen, hala feysbokta Mustafa Kemal'e hakaret içeren sayfaları şikayet edelim yayınları yapıp arkadaşlarını örgütleme amacındaysan veya ermeniler eurosikyon videomuzun altına küfür edip durmuşlar cevap verelim beğene tıklayalım kafasındaysan ya da hala karşıma geçmiş burası Türkiye herkes türkçe konuşmak zorunda diyorsan, ya da vatan millet sakarya mottosuyla yaşıyorsan, süpersonik kanal projesini sırf taraftarı olmamayı seçtiğin adamlar "tekrar" gündeme getirdi diye sikkodan bu yeaa diye nitelendirebiliyorsan, aşkı kadın ve erkek yaşayabilir sadece diye sınıflandırıyor ve "ben kimsenin özgürlüğüne karşı değilim yeaa, sadece rahatsız oluyorum işte bu da benim en doğal hakkım" diyebiliyorsan ve bu rahatsızlığını dile getirmeyi erdem veya özgürlük sayabiliyor bir de anasını satayım, ciddi ciddi bu fikrin arkasına geçip savunabiliyorsan, standart internet kullanıcısı olmayı "engellenmemiş olmak" sayabiliyorsan, değişen bir şey olmayacak deyip "şimdiki gibi" den memnun olabiliyorsan, en fazla twit atıp sosyal ağlarda protesto etmekle yetiniyorsan bir şeyleri ve hala annen baban seninle aynı fikir de değiller diye onlardan uzaklaşıp kendine yeni adresler arıyorsan....

Hayatın boyunca tek bir kutsal kitabı okumadan ateistim ben diye ortada geziyor ve insanlardan özür dilemeyi zayıflık sanıyorsan, kendine yediremiyorsan bir şeyleri yanlış nitelendirebilmiş olabileceğini...

Gerçek senin için, senin gibiler için zaten bir anlam ifade etmiyor demektir. Çünkü sadece senin gibilerle mutlu olabiliyorsundur, sadece senin gibi düşünenlerin zeki olduğunu sanıp doğru söylediğini kabul ediyor, dünyanın herkes aynı şeyleri sever, düşünür ve yaparsa yaşanır bir yer olacağına inanıyorsundur, farkında bile olmadan ve bunun cennetvari bir yaşam olacağı yanılgısındasındır, maalesef.

Şimdi aziz gugıla git, gerçek nedir diye yaz ve kendini çook şanslı hisset.

22 Ağustos 2010

Bağımsız Satır Başları vol.7


İlk uzun metrajdan bozma kısa filmini çekmiş olan arkadaşımın, yakında gurubuyla NY'a gidip albüm yapmaya ve klip çekmeye başlayacak bir başka arkadaşımın ve yazdıklarını yayınlatacağı bir yayın evi bulmuş olan başka birinin daha facebook sayfalarına bakıp myspacede takılırken yanımda olan ablam...

- Peki sen ne yapmayı planlıyorsun? Milletin başarılarının takipçisi olmak dışında, patlatmaya hazırlandığın büyük bir planın var mı?

- Ahahah lütfen bel altı vurmayalım.

- Mazeretin ne kızım senin, hayatını stop etmiş bir şekilde yaşıyorsun 1 yıldır.

Mimi 1 dakika kadar susar, cevap vermez. Ludéal mesaj yollamıştır myspaceden, kafasında onu türkçeleştirmekle uğraşıyordur aslında, ama vakur bir edayla durmaktadır hala, alt dudağını büzmüş hüzünlü ve düşünceli gibi görünmeye de çalışır ki onca oyunculuk dersi vermiştir ona buna kendisi için de bir işine yarasındır artık bildikleri..

- O kadar çok okumama izin vermemeliydiniz.

Abla suskundur. Psikolog olduğu ve insanları çözmesine yarayacak bilimum dangalakça ayrıntıyı bildiği için kardeşinin ona oyun oynadığının farkındadır.

- Daha iyi bir mazeret bulduğunda konuşalım.

- Ok ben sekreterine bir tarih bırakırım, merak etme.

Belki de benim ve diğerlerinin sandıkları kadar sanatsal bir kişiliğe, dolu bir ruha, parlak bir zekaya sahip değilim ve boşa kürek çekiyorum havada.

.

Son 2 gündür okumak nefes almak gibi oldu. Birden fazla kitap beynimin kıvrımlarında yer ediyor bu aralar yavaş yavaş. Şiirler, anılar, hikayeler, nedenler sonuçlar... Belki bugün kitapçıya giderim ve cebimdeki son nakit kırıntılarıyla artık ne bulabilirsem alrım, kendime hediye ve biraz da Alasse hanıma tabi. Kitaplar rahat nefes almamızı sağlayan şeyler çünkü.

.

Bu sabah halam aradı. Bana gel ev boş zaten sabah çıkıp akşam dönüyoruz, yogaya gidiyorum her hafta, kilo aldığını söyledi annen ben seni zayıflatırım, çok uzun zamandır görüşmüyoruz özledim çok vs vs... gibilerden cümleler kurup bir derdin var belli gel bana anlat bari demeye getirdi lafı. Uslu uslu "peki hala" dedim her seferinde. Bu hafta tiyatroda olmam lazım deyip hiç de sanıldığı kadar boş boş oturup evden dışarı çıkmadığımın sinyalini vermek istedim. Haftaya ararım seni dedim, o zamana kadar süper bir bahane daha bulacağıma çok eminim.

.

İşin en komik yanı etrafımdaki herkes çok büyük bir derdim olduğunu düşünüyor. Ama maalesef yok öyle bir şey. Tembellik içinde yoğrulmuş bir ukalalıkla günlerimi sağa sola göz gezdirip, eğlence anlayışım doğrultusunda vakit geçirerek harcıyorum. Herkes kahkahalar atıp dans ederek eğlenmez sonuçta. Ben içip içip sarhoş olmak nedir bilmeyen bünyemi muhabbete vurmak istiyorum her zaman. Karşımdakiler uykum geldi demesin ya da yarın iş var okul var o var bu var... Neden şimdiyi yaşarken sonranın hesabını yapıyoruz çok iyi biliyorum ve farkındayım yaşamak için ihtiyaçlar ve görevler olduğunun. Ama ben yapamıyorum işte. Elimde değil.

.

Bu insan harbiden de hayat dolu diyebileceğiniz biriyle arkadaşım 3 yıldır. Müzik sayesinde tanıştık. İnternet üzerinden başlayıp telefon muhabbetlerine kadar uzanan bir kankalık durmumuz var kendisiyle. Bu gece beni deli eden bir şey yaptı. İyi manada.

Elinde el Jimador şişesi dişlerinin arsına sıkıştırdığı Cohiba ve yüzündeki o kocaman gülümseme... Gözlerindeki herşey mükemmel bakışı... Yanında tanımadığım insanlar...

Arkadaşımın eğlenmesini ve mutluluğunu kıskandım bir an ve bu çok kuvvetli bir duyguydu. Zaten o da bunu istediği için bu tür anları fotoğraflayıp yolluyor. Neden gelmiyorsun diyor fotoğrafların yanına iliştirdiği her notta. Çok uzaktasın ve gıcık birisin, ayrıca işim var benim diyorum her seferinde. Cevap vermen için sormadım ki zaten diyor ardından. Bu beni daha beter deli ediyor. Dünyanın bir ucunda olduğu gerçeği bir yana bu fotoğraflarla asıl söylemek istediği şey neden buraya gelmiyorsun değil de neden sende bunu orada yapmıyorsun oluyor.

Neden yapmıyorum, peki? Özenmeme ve farklı bir nedenle olsa da kıskanmama rağmen. Eğlenmeyi mi bilmiyorum? Hayır. Önceden yaptığım şeyler bunlar, biliyorum.

- Jonny neden bu kadar mutlusun?
- Mutsuz olmam için bir neden yok.
- Benim de yok, ama mutlu hissetmiyorum.
- Sen nedeni görmek istemiyorsun.
- Sen görüyor musun?
- Hayır onu sadece sen bulabilirsin.
- Fotoğraf çok güzel ama o sakalı kes ayyaş bir azize benziyorsun.
- Espri yapabiliyorsun iğrenç olsalar bile.
- En azından benim esprim yüzümde değil. Gerçekten kes onu, sanki canlı gibi iiyk.
- Kızlar seviyor, hatta ölüp bitiyorlar.
- Ben sevmedim.
- Senin fikrin geçerli değil, bir kere önce kız gibi davranmalısın.
- Evet hokey iğrenç bir oyun. Berbat öööğğ...
- Bite me! (bunun tam çevrisi blog sayfamın ahlakına uygun değil...)

Pek de felsefiktir sağolsun. Zaten bu günlerde (son 1 yıldır) herkes çok felsefik bana karşı. Her muhabbet havada dalgalanarak iniyor önüme, kelmelerin tadı ve kokusu varmış gibi geliyor. Bense gerçekten hiç bir şeyimin olmadığının farkındayım. Gerçekten, ara sıra melankolik ve hatta depresif cümleler kursam da bu sadece edebiyat yapmayı sevmemle alakalı ve ister inanın ister inanmayın söylediklerimin %50'si repliklerden esinlenip önceden tasarladığım cümleler.

Çünkü ben buyum yapmayı sevdiğim şey olmayı seçtiğim kişi bu desem de herkes başıma travmatik bir olay geldiğini, yoksa insanların bu kadar uç bir değişim geçiremeyeceğini söylüyor. Üzgünüm ama değil. Tamir edilebilecek bir kırıklığım veya yamanacak bir gediğim yok. İnsanların sigara içmekten vazgeçmesi gibi bir değişim bu demem saçma bulunacak bir açıklama da değil.

.

Yakında okula kayıt yaptırmaya gideceğim. Okul diş fırçalamak gibi bir iş olacak sanırım bu yıl. Dişlerimi fırçalamaktan nefret ederim ama yine de fırçalarım (bir ara fırçalamadım olmadı) okulda aynı bu şekilde bir yere sahip hayatımda. Tanıdığım herkese göre mükemmel bir iş fırsatım ve eğlenceli bir bölümüm var. Bence de öyleydi en azından daha önceleri. Ara sıra hala yapabileceğim en iyi seçimi gerçekleştirmiş olduğumu düşünüyorum.

Bu dönem çalışacağım yeri daha bilmiyorum eskiden bulunduğum yerlere gidesim hiç ama hiç yok. Farklılık arıyor değilim ama aynı insanları da göresim yok.

.

Çok günlük şeklinde oldu ve sanırım bunun nedeni uykumun gelmesi. Saat tam 6. Yazmaya 3 gibi başladım. Bloga ve kağıtlara. Kağıtlardaki mürekkep lekeleri artmadı ama burası kusuyor yine içini. Annemin veya babamın kalkıp neden hala ayakta olduğumu sorgulamasına 1-2 saat kaldı.

Babam her seferinde ne yazdığımı sorup notlarıma bakıyor şöyle bir. Eskisi gibi yorum yapmıyor artık. En son el yazımın bozulduğunu söyledi sadece. Okumamı istediği köşe yazıları olurdu ve onları işaretleyip getirirdi, artık onu da yapmıyor. Sanki bu değişime üzülüyormuş gibi yazdığımın farkındayım, ama sadece merak ediyorum ne değişti ona göre.

.

Bazen kendimi başkalarının sözlerine bırakıp gidesim geliyor. Herkes ne söylerse o olasım geliyor. Ama beyaz ol dedikten hemen sonra siyah olsa daha mı iyi olurdu diye düşünürlerken bu mümkün olmuyor.

.

Ah o cohiba...







16 Ağustos 2010

Bozcaada Dönüşü Evde Bir Sürü Şarabım Var

En nefret ettiğin insan türü "eğri oturup doğru konuşalım" diyenler demek isterdim ama değil. Ben kimseyi nefret edecek kadar ciddiyetle ele alamıyorum, bir kere sevdiklerimdense zaten ne yaparlarsa yapsınlar nefret edemiyorum. Bu yüzdendir 6 yıldır konuşmadığım bir arkadaşımı hala sevgiyle anmam...

Ablamla tatile çıktık geçenlerde. Bozcaada'ya gittik. 7 saatlik yol yorucu ama eğlenceliydi. Deniz, kum, güneş... Beni pek ilgilendirmedi bu 3'lü. Bilirsin sevmem öyle yüzüp güneşlenmeyi, süt gibi bir insanım ve başkalarına göre hala olabildiğince hastalıklı bir ten rengim var.

Bozcaada güzel bir yer. Özellikle üzüm bağları ve şarap fabrikalarıyla gönlümü çaldı. Saymadım ama sanırım 3 markanın 20'ye yakın şarabını tattım. Gelirken yanımda bile taşıdım.

Kendime çöreklenecek çok güzel bir balık restoranı buldum orada. Her seferinde ahtapot yedimki mükemmel ızgara yapıyorlar. (aynını kalamar için söyleyemeyeceğim maalasef) Bir küçük rakı, bin bir çeşit meze (özellikle deniz börülcesi) ve mezgit/çipura değişimli akşam yemeğimi ömrüm boyunca yesem bıkmam. Her akşam önce yemeğimi yeyip sonra dolanmaya çıkıyordum adada. Saat gece yarısını geçtiği gibi de geri dönüyordum o restorana ki şarabımı içebileyim benim gibi geceyle takılmaktan zevk alan bir iki müşteri ve kedi köpekle.

Yemek ve şarap dışında mazimde yer edecek bir 3. şey ada evleri oldu. Rengarenk kapılar etrafları yeşillik dolu... İnsan biri de benim kapım olsaymış diye düşünüyor mahallelerde gezerken.

Tatil anılarını anlatacak kadar bile sosyal değilim şu an onu fark ettim, üzülmüyorum ama sıkılıyor insan bazen.

Yüzmeyi sevenler için tavsiye edebileceğim muhteşem plajları var Bozcaada'nın. Özellikle dalmak için Akvaryum Koyu şahane bir yer. Zıpkınla avlanmayı bilenler için de bir cennet.

Adanın en iyi yanı gezecek ve görecek şeylerin olması. Ben ablamı ve arkadaşımı asıp tek başıma bir günü adada gezmeye ayırdım, onlar yüzmeye gittiler. Adada küçük ama bilgilendirici bir müze, görülmesi gereken bir kilise, kale ve şarap dükkanları var.

Tenedos'a en azından bir kere gitmek havasını soluyup denizinde serinlemek ve şaraplarını yudumlamak lazım. İnsanın dünyaya gelme nedenlerinden biri de bu adaymış, çünkü ömrüm boyunca terk ederken hüzünlendiğim tek yer oldu.

Zaten Heredot "Tanrı; insanların uzun ömürlü olmaları için Tenedos'u yaratmış." demiş.

Ve son olarak biraz fotoğraf tabiki. (ayrıca müzede bazı yerlerde fotoğraf çekimi yasaktır yazısı varmış, ben sonradan görüp kapattım makinemi ama çektiklerimi de silmedim, gerekli yerlerden özür dilerim:p)


Çurkurnot: An itibariyle sevgili Alasse ile ortak favori grubumuzu Brazzaville seçmişken, adayı dolanırken tekrar tekrar Brazzaville dinlediğimi belirtmeden geçmek istemiyorum. Herkese tavsiye ederim.

01 Ağustos 2009

Başka bir dil konuşabilmenin en güzel yanı...


...gıcık olduğunuz insanlara deli gibi küfürler savurabilmek. En iyi yanı da ingilizce fransızca veya ispanyolca küfür edersem sanki günah işlememiş, ayıp etmemiş gibi hissediyorum. (fuck off,va te faire foutre, vete a la mierda, hatta ve hatta casse-toi you fucking useless imbécil)

Beni kıran, üzen insanlar utansındır! Yoksa şu gördüğünüz melek gibiyim.

ÇukurNot: Çocuğum olsa bu bebeğe benzermiş, 5 kişi bu yönde oy kullandı, deneyip görmek için Patrick Petitjean ile randevulaştık, bakalım...

Her Şey Yerli Yerinde

Babam öldü. (şekere bağlı kalp yetmezliği -covid nedenli- babam şeker gibi adamdı zaten) Yeğenim doğdu. (kendime teyze diyorum, hiç zorlanma...