28 Şubat 2008

Susie...

Gurur ve Önyargı: Kendi Sahnelerinde Kendilerini Oynayan Figürler...

Şu zamana kadar bir sürü kitap okumuşumdur. Okurken sıkıldığım kitapları bile sırf "başlamış olunan şeyi bitirmek zorunluluğu vardır" düşüncesiyle okumaya devam etmişimdir.(bknz:rus edebiyatı) Ama hiç biri beni Jane Austen denen hanımın yazdığı Gurur ve Önyargı kitabı kadar sıkmamıştı sanırım.


İlk sayfadaki el yazımın iddiasına göre 3 yıl önce almışım bu kitabı. Ama hala okuyup bitirememişim, kitap ayracım 135. sayfada sıkışıp kalmış. 510 sayfalık kitabın 3 yıl boyunca sadece 135 sayfasını okuyabilmiş olmam kendimi küçük görmeme neden olsa da bu düşünceyi bir kenara atıp başka bir şeyi düşünüyorum hemen "acaba ben bu dandirik kitaba kaç para saydım?" sonra bi soru daha "nerden esti de gidip bir ingiliz kadın romancının kitabını aldım?" Ve kafamın üstünde ışıldayan o 100'lük sarı ampül "heaa bunun filmini izlemiştim ben yaw,evet evet Aşk ve Gurur" Hayır daha da saçma olan, filmi beğenmemişken gidip bir de kitabını almak niye?

Şu an yanımda duruyor ve kapağındaki "ingiliz modernizasyon dönemi sanat akımı zırvası eskiz çalışması" nın konu ettiği sırt dokeltesini aşağı çekeleyen kumral hatun bana ukala ukala sırıtıyor.

Dünya klasiğiymiş. Bay Darcy ve Elizabeth Bennet'in aşk hikayesiymiş. Kafayı evlenmekle bozmuş hatunlar için çok uygun bir kitap. Havadan sudan diyalogların olduğu, iç monologların bile insanı sıkıntıdan patlattığı, başkalarının mektuplarını okumanın bile eğlencesinin olmadığı, zamanımızın aşk anlayışıyla uzaktan yakından ilişkisi olmayan, okurken "Romeo ve Juliet bile daha inandırıcıydı be" dedirten bir kitap.

Ee tabi ben bir otorite değilim, bakmayın ahkam kestiğime. Alın okuyun :D

27 Şubat 2008

-Hayırdır? -Hayırdır,hayır...

Nedir yani bu?
Sabah sabah bir B.B.King,Louis Armstrong,Jerry Butler,Norah Jones,Etta James listesidir gidiyor. Güneşli bir günde souldur,jazzdır hiç iyi gitmeyen şeyler. Yani otur Dean Martin,Frank Sinatra falan dinle neşeni bul değil mi? Ya da Ray Charles aç Hit The Road Jack falan... Oturmuş Come Away With Me dinliyorsun! Nedir kızım senin sorunun?

Saat 10 olmuş,git birşeyler ye. Kaç saattir kahve içiyorsun, sabah kahvesini sert içen her filtre manyağı gibi yine garip bir havadasın.

Odanın penceresini de aç içeri temiz hava girsin biraz, dün geceden kalma o tabaklarla bardaklarıda bir zahmet bulaşık makinesine yerşleştir.

Telefon etmen gereken yerler yok mu? Tanıdıklar falan? Kalkıp arkadaşlarına gitsene. Ya da sadece gidip birilerini görsene.

Git artık...

23 Şubat 2008

Sabah Kazaları

Yani ne bileyim yeni uyanan insanlar bazı sakarlıklar yaparlar uyku mahmurluğuyla, yani ben kaç kere bacaklarım birbirine dolandığı için yere yuvarlandığımı bilirim vs vs... Ama sevgili anneciğim nasıl oldu da bizim dondurucunun kapağını kırdı anlamıyorum. Yani yerinden çıksa neyse de basbayağı kırılmış yaw!

Sabahın köründe iş yapmamak lazım, bende geçen gün sabahın köründe nete girip bu dönemki dersimi seçeyim bari sonra unuturum dedim, sonuç olarak "hmm bu derse kim giriyor acaba?" demeden sırf "mesleğin uygulamasını da öğrenmek gerenk la" diyerekten seçtim dersi. 2 gün sonra ders programına bakıp hocanın kim olduğunu öğrenince de bir güzel patladı bir taraflarımda...

Sabah sabah yapılacak tek iş uyumaktır efenim, siz bakmayın sağlıklı yaşam zırvacılarına, bünyeyi saat 10'dan önce ayaklandırmamak gerenk-EEYORE....

22 Şubat 2008

Burnout Baby!!

Günlerdir kişisellik kokan “sevgili günlük” kıvamındaki yazılar dışında başka bir şeyle uğraşmadığımın farkına vardım ki bu günler; haftalar ve aylar olmak üzere bir güzel de birikme yapmışlar camımın önünde. Böyle bir başlangıç yaparak yine kişisel zırvalar yazacağımın sinyallerini verdiğimin farkındayım ama gelin görün ki insan, insan olduğunun farkına varınca insani ihtiyaçlarını karşılamak için daha beter bir çırpınarak batma ve boğulma hallerine giriyor.


Teşhirci biri olduğumu zaten biliyorsunuz, kafiyeli konuşup gereğinden fazla bağlaç kullanarak ayrıntılara dalmamın nedeni bir teşhirci olmam. Bununla gurur falan duymuyorum ama o potansiyele de sahibim. Bu çeşit bir farkındalık bazılarımız için zararlı olabilir belki, bilemiyorum. Ama ben hiçbir zaman karşıma geçip “bu bunun için böyle oldu yani bu böyleydi” diyen birinin lafını keserek ciddi ciddi “hayır adamım, aslında o dediğin öyle değildi” dememişimdir. Vicdanen hiç rahatsız olmadım, olmuyorum da. Farkında olmak bir şeyleri bilmek anlamına gelmiyor aslında. Yani Dünya Savaşları’nın nasıl çıktığını bilmekle neden çıktığının farkında olmak farklı şeylerdir, malumunuz.

Kafanızı karıştırarak Woody Allen tarzı prim yapma sevdasında değilim. Ama istersem yapabilirim. Ama bu sefer değil, şimdi değil…

Şu kafamıza kakılan gençlik gerekliliklerini düşünüyorum. Yani ölmeden önce okumanız, izlemeniz, yapmanız, etmeniz gereken şeyler listeleri bir yana, gençken yapılması gerekenler listesi var ve hepsini yapmak için zamanımız kısıtlı. Şimdi tam da burada - “kim demiş Mualla’ya vurulmuşum diye” şeklinde “kim yazmış o listeleri de bize akıl öğretiyormuş” diyerek gereksiz tepkilerde bulunmayacağım, çok manasız olur yaw- diye bir cümle kurmam ve Dünya Savaşları dediğim an da aklıma gelen silah fabrikalarını ve sadece bir sene o fabrikalara harcanan paranın 3. dünya ülkelerine hibe politikası ile ilgili düşüncelerimi yazmam lazım. Ama kendimi sandığım kişi değilim, kasmak boşuna… O yüzden ver yansın kavrulsun birileri bir şeyler duysun…

Neden bazı insanlar yapmamız gereken şeyler olduğunu düşünüp bize yol göstermeye çalışıyorlar anlamıyorum. Yani neden zamanını benim kesinlikle yapmam gereken şeyleri düşünüp kitap haline getirmekle uğraşıyorsun ki. Hadi diyeceğim ki sadece kar amaçlı bir şey bu ya da yaşadıklarına gereğinden fazla anlam katan birinin dünyaya haykırma isteği.

Yani demek istediğim konuya giriş yaptığım şu “ölmeden önce…” kitapları bir yana, nedir bu; “bir şeyler oluyor ve ölüyor gençler, bunun farkına varın ne olur” felsefesi. Farkındayım bende yapıyorum bunu. Ama neden “17 yaşında olmak vardı be kuzum” gibi bir cümle ağzımdan çıkıyor ve ben o anda bunu söylediğime pişman olmuşken susmak yerine o genç bedene saçma sapan bir “ahh genç olmak” konulu konferans veriyorum ki? Erken bunama kıvamında erken yaşlanma belirtileri belki de bilemeyeceğim. Ya da “gençken yapmanız gerekenler” listesindeki çoğu şeyi yapmamış ve yapmaya da niyeti olmayan (ya da seni mi kandıracağım sevgili okuyucu) yapmaya üşenen biri olarak, ben sıramı savdım biyolojik olarak olmasa da psikolojik olarak yaşlandım, ruhumu ihtiyarlaştırdım demeyi seçiyorum. Ben de kendimi pek bi b.k sanıyorum yaw!

Geçen Erdem’e “benim egom yok diyerek egomu tatmin ediyorum” demiştim, şimdi tirink etti ego insan demek. Ve insan deyince herkesin aklına ilk gelen şey “ben” demek. Nasıl eğleniyorum şu an anlatamam. Diyeceğimi de unutacağım nerdeyse, hatta bazı kısımları egoma teslim oldu bile…

Yani demek istediğim…

Sadece merak ediyorum…

Neden hayatı; şurasından burasından şu şekilde bu şekilde bir şekilde, tutun çekiştirin yamultun tepetaklak edin savurun, koşun yakalayın sallayın döndürün çalkalayın durultun, fondip yapın kusun küllerinden tekrar Anka’yı doğurtun, kendinize uygun bir yer bulun yerleşin kök salmayın ama ait olun, bakın dinleyin bulun buldurun keşfedin mahvedin, yaşayın görün bilin ama asla tam olarak öğrenmeyin, diyorlar…


Yani; leave as fast as you came, no invitation, nowhere to go from here!!!

17 Şubat 2008

Selam Ben Calvin....



Bir varmış bir yokmuş ve ben;

küçükken Susam Sokağı'nı izliyormuşum ve her seferinde anneme;

"bu mu yani minik kuş anne, bu mu?" diye elimi tv ye doğru hesap sorar vaziyette uzatıyormuşum. Hiç bir zaman o deve kuşunun minik kuş olduğuna inanmıyomuşum,

camdan Sarelle kavanozuna kaşıkla saldırıyormuşum ve evin içinde ambalajındaki elinde asası olan prensesi taklit ederek yürüyormuşum,

misketlerim varmış, hiç hatırlamıyorum, annem ağzımdaki misketleri gördüp kızdığında "tek seferde kaç tane misketi ağzıma sokabilirim onu deniyorum anne yaa" diye olaya bilimsellik katıyormuşum,

karton kutudan televizyon yapıyormuşum ve haberleri sunuyormuşum,

Joe Cocker'ın Unchain My Heart'ı en sevdiğim şarkıymış, "aynçeyn may hart" diye söylermişim,

Kaygan parkelerde çorapla kayarmışım,

Lambada'nın bir dans olduğunu ve o zamanlar neden yasaklandığını hiç anlamamışım, "bu etekler çok güzel anne ya neden yasaklanmış ki" diye hep sormuşum,

leblebileri havaya atark yemeye çalışırmışım ama hep yere düşermiş ve yerden alıp yermişim, çok midesizmişim,

Tom ve Jerry'de Tom'a çok acırmışım ve "anne bi kere de Tom kazansa olmaz mı?" diye annemin duruma el koymasını istermişim.,

Sonra daha ne çok şey varmış ama bir blog saysasına bir günde bu kadar zırvalamak çok fazlaymış.

Az Buçuk Politik Fikir Beyanı

Şimdi efenim bildiğiniz üzre Kosova'nın bağımzılığını ilan etmesi eli kulağında. Ajans bangır gümbür aynı haberi geçiyor. Bayraktaki yıldızların hangi ülkeleri sembolize ettiği,yok Kosova caddelerindeki İngiliz ve Amerikan bayrakları, Kosova insanının şenlik havası vs vs...

Herkes bir bayram havasında, bağımsızlık bayram edilecek bir durumdur evet haklılar sevinsinler, hep bir ağızdan türküler söylesinler...

Peki bu arada ne oluyor, Dünya kamuoyunun bir kısmı ve Avrupa kamuoyu ile Türkiye kamuoyu Putin'in ettiği o malum cümlelere kızıyor. Nedir o cümleler? Aklımda kaldığı kadarıyla şudur;

-Kosova'nın bağımsızlığına kesinlikle karşıyız.Kosova'nın bağımsızlık ilanı uluslararası hukuk sistemine ciddi zararlar verecektir, Balkanlardaki istikrar için kötü sonuçlar doğuracaktır...

vs vs vs... Kremlin'de daha neler konuşuldu tabi ki de herkes buraya takılıp kalmış durumda.

Ben Putin'in İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerini kastederek sarf ettiği şu cümleye ise öldüm bittim,yüzümde sinsi bir gülümseme ile dinledim. Nedir o cümleler? Aklımda kaldığı kadarylıa şudur;

- Sizler Rusya'nın bu bağımsızlığı tanımasını istiyorsunuz. Biz buna kesinlikle karşıyız ve önümüzde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti örneği varken, sizlerin bu isteğini de yerine getirmemizi isteyemezsiniz...

Yani;

Yemişim sizi Avrupa birliği devletleri, siz önce gidin kendi sorununuzu halledin sonra gelin bana ne yapmam gerektiğiyle ilgili akıl öğretin. Aklını kendine sakla İngiltere yemişim senin barışçıl politikanı, sen ne tilkisindir bilmez miyim ben!! Kendi çıkarım için böyle bel altı vurmaktan da çekinmiyorum işte oh olsun sana!! Sen git önce yıllardın göz ardı ettiğin K.K.T.C'yi tanı sonra gel vik vikle bakalım, belki o zaman dikkate alabilirim seni ki bak dikkat et belki dedim. Hadi bakiim yallah!!!!


Bu nasıl bir satıştır,bu nasıl bir laf oturtmaktır, bu nasıl bir çakallıktır sevgili okuyucu... Avrupa devletleri ki özellikle İngiltere nasıl da madara olmuştur... Tabi Vladimir amca bunu sırf işine "öyle" geldiği için söylüyor. Ama fena madara etti adamları hoşuma gitti o an ne yapayım...

Kosova'nın bağımsızlığı ile ilgili de diyebileceğim tek şey; Hayırlısı efenim ama olay kafalarınızın bağımsız olmasında biter, tükkan camlarına yalakalık bayrakları asmakla da olur tabi ama dökülen onca kan bu şekilde gerçekleşen bir bağımsızlık ilanıyla ne kadar şereflenir bilemeyeceğim...

Saygılar sevgili okuyucu...

Her Şey Yerli Yerinde

Babam öldü. (şekere bağlı kalp yetmezliği -covid nedenli- babam şeker gibi adamdı zaten) Yeğenim doğdu. (kendime teyze diyorum, hiç zorlanma...