28 Kasım 2008

So high, Süğperneyçırıl!

wazzup
hay aq bu ne bu lan, ... :D:D

aYSu88
manyaq bunlr abi yaaaw muhahaha :))))

.
.
.


Yukarıdaki alıntıyı anlayanlara selam olsun, çok güldüm lan ilk gördüğümde, bu geceki lak lak muhabbetini blog yazısı yapıp başlık ararken yanımda duruyordu dergi alıntı yapayım ne olacak dedim, telif falan istemezler nasıl olsa dimi lan ahuheuhhae... (alıntı Uykusuz Dergi'den anlamayana da selam olsun, alsın okusun)



Arkadaşım Bro. Supernatural'ı izliyor, hani manyaklık derecesinde dizi takipçisi olmuş. Delirdi bir ara konuşurken, normal bir arkdaş muhabbeti yapıyorken, dertleşiyorken falan bir şey oldu buna, sanırsın şeytan girdi içine o derece ahahaskşljslolpaş... Bu geçlik nereye gidiyor azizim bilemiyorum, ama sonumuz iyi değil!



.
.
.



Bro :
hayat senin dostluklar senin ilişkiler senin
Bro :
herşey senin burda
Mimi Wonka:
ya felsefe yapma bana
Bro :
karar da tamamen senin olsun
Bro :
felsefe falan yapmıyorum be
Mimi Wonka:
acıktım zaten
Bro :
kimsenin dediğine bakma istediğini yap dicem sadece
Bro :
neresi felsefe
Mimi Wonka:
neyse
Bro :
hep açsın di mi
Mimi Wonka:
evet
Mimi Wonka:
olamaz mı
Bro :
supernaturalda senin gibi bişe avladılar
Mimi Wonka:
meyve yiyim bari
Bro :
bi yaratık
Mimi Wonka:
ahahaha
Mimi Wonka:
adi
Bro :
önce normal insan
Bro :
sonra acıkmaya başlıyo
Bro :
bastırılamaz bi şekilde
Bro :
inanılmaz bi şekilde yiyor
Bro :
yedikçe yiyor
Bro :
sonra kan görünce dayanamaz oluyor
Bro :
ve bir kez insan etinin tadını aldığında yüzü ve dişleri değişiyor
Bro :
yaratığa dönüşüp aralıksız taze et arıyor
Bro :
insan eti
Bro :
onu da yalnızca tamamen yakarak öldürebiliyolar
Bro :
kurşun işlemiyor
Mimi Wonka:
höh gece gece ne diyeyim sana
Bro :

Mimi Wonka:
manyak mısın olm
Mimi Wonka:
ben ona benziyorum yani
Bro :
merve
Bro :
ben supernatural oldum
Bro :
Mimi Wonka:
kapını pencereni iyi kapat derim bu gece
Bro :
ahahah
Bro :
gelip yeme beni
Mimi Wonka:
aynen
Mimi Wonka:
yazık olur bu parlak zekana
Bro :
ahaha
Bro :
yakarım seni
Bro :
saçlarından tutuşlarım
Bro
:

bal rengi falan kalmaz

Mimi Wonka:
taktın sende saçlarım ha
Mimi Wonka:
ne istiyon olum
Bro :
simsiyah olur kül ederim onları

Mimi Wonka:
ya git süğperneyçırıl izle sen
Bro :
her türlü yaratığı öldürme tekniğini biliyom
Bro :
bitti lan bitti
Mimi Wonka:
ahaha
Bro :
üstüme gelme ağlarım
Mimi Wonka:
lan iyice şu dizi manyağı fan kılap üyesi tiplere döndün ha
Mimi Wonka:
ne biçim diziymiş
Bro :
bi izle
Bro :
görcez senide
Bro :
dean dean diye gezecen ortalıkta
Bro :
15 yaş kızların gökhan diye gezmesi gibi
Mimi Wonka:
hey allam yareppim akıl fikir ihsan eyle
Mimi Wonka:
amin!
Mimi Wonka:
olum cidden liseli veletlere döndün sen
Mimi Wonka:
süğperneyçırılla kalkıp süğperneyçırıla yatıyorsun
Bro :
bitti lan
Mimi Wonka:
ahaha
Bro
:
1.5 ay daha 1 bölüm bile izleyemeyecem
Bro :
zaten alastair denen piç meleklere kafa tuttu ayar oldum
Bro
:
sam de bişe yapamıyo
Mimi Wonka:
arada ben sana süğperneyçırıl derim
Bro :
ne bok yiyecekler
Mimi Wonka:
aklına gelir üzülürsün
Bro
:

gelir seni avlarım
Mimi Wonka:
ha iyice triplere gir
Bro :
hahaha
Bro
:
sorma
Bro
:
bak
Mimi Wonka:
baffy baffy de vampayır sileyır
Bro
:
vampirin kafasını kescen
Bro
:
başka türlü ölmez
Mimi Wonka:
ahahah
Bro
:
kazık falan yalan
Bro :
vendigo görürsen yakman lazım
Bro
:
adamı çiğ çiğ yiyor ipneler
Mimi Wonka:
vendigo ne be
Bro :
yaratık

Bro
:
manyak bişe
Bro
:
shape shifterlar çok tehlikeli
Bro
:
her gördüğü insana dönüşüyo
Mimi Wonka:
öyle grup var lan
Bro :
gözleri parladığı anda görmen gerek
Bro
:
yoksa tanıyamazsın
Bro
:
onu da gümüşle öldürmen gerek
Bro
:
kalbine gümüş saplayacaksın
Mimi Wonka:
he bunlar var diyon yolda izde dikatli yürüyeyim
Bro
:
ya da gümüş kurşun
Bro
:
demon lar en kötüsü
Mimi Wonka:

Bro :
içine kaçabiliyolar
Bro
:
onlarıda devil trap kurup içine hapsedecen
Bro
:
sonra latince ayinle uçurcan
Mimi Wonka:
iyice kafan skilmiş olum senin manyak olmuşsun
Mimi Wonka:
yakında vatikana falan gidip
Bro :

Mimi Wonka:
şeytan çıkarıcı olursun sen
Bro :
yalnız sarı veya beyaz gözlü demon görürsen kaç
Bro :
colt lazım
Mimi Wonka:
ya bi sus lan
Bro :
bir tek o tabancanın mermisi öldürür onları
Bro
:
sarı gözlü azazel
Bro :
bi araştır neymiş bak
Bro
:
beyaz gözlüde lilith
Mimi Wonka:
ahaha allah seni, araştırıyım mı?
Mimi Wonka:

Bro :
lilith lucifer i serbest bırakcak
Bro
:
onun etrafında dönüyo olay
Bro
:
çıldırdım lan galiba
Bro
:
tutamıyom kendimi
Bro
:
durdur beni merve
Bro
:
ahahahaha
Bro
:

Mimi Wonka:
iyice manyklaşmışsın sen
Mimi Wonka:
aç poker falan izle
Bro :
rahatladım
Mimi Wonka:
hayata dön
Bro :
burdayım
Bro
:
ok
Bro
:
sorun yok
Mimi Wonka:
ben gidiyorum ama
Mimi Wonka:
şu konuşmayı blog a koyayım
Bro
:
işin yok niye gidiyon
Bro :

Mimi Wonka:
gidip uyuyacağım
Bro
:
aman uyu
Bro
:
güzellik uykusu dimi
Mimi Wonka:
ben zaten güzelim lan
Mimi Wonka:
sen yat o uykuya
Bro
:
git uyu da gü
zelleş prenses

Bro
:
ahahaha
Bro
:
bi laf vardır bildinmi
Bro
:
ben güzelden anlarım
Mimi Wonka:
ahaha kıvır beybi
Bro :
neyi kıvırayım la
Mimi Wonka:
dur dur bu güzel lafları geçen yerleride koyayım da
Bro :
seçmece yapma yiyosa
Mimi Wonka:
normal kızlardan sansınlar beni
Bro :
hepsini koy bakalım
Bro :
hahahahaha
Bro :
şirretsin sen
Bro :
seni avlayacam ulan
Mimi Wonka:
allam yareppim
Bro :
hunter moduna giriyorum
Mimi Wonka:
hala av diyo
Mimi Wonka:
git yat lan
Bro :
sen yat lan
Bro :
uykusu olan sensin
.
.
.


ki nedir yani 3 Kul hüvallâh 1 Elham okudun mu olmuş bitmiştir!

27 Kasım 2008

The Breakfast Club (1985)



Allison:
When you grow up, your heart dies.
John: So, who cares?
Allison: I care.


"2 ayda bir oturup izliyorum bunu"

26 Kasım 2008

Akşam Olunca Eve Dönüş Yolunda Dinlenen Şarkılar Vol.1

.
.
.

Yeni bir Volume sıralamasına başlıyorum bugün. Yolculuk sırasında müzik dinlemenin zevki başkadır tabi. Ama bahsettiğim şey o değil.

Bazı parçalar vardır ki onları yorucu bir günün sonunda eve dönmek için trafikte takılmışken, etrafınızdaki insanları göz ucuyla seyredip arada buğulu camdan dışarı bakıp kendi küçük dünyanızda kurduğunuz güzel hayallerinizi düşlerken dinlersiniz. Bazı hastalıklı beyinler (benim gibiler) kurdukları hayallere saplantılı derecede bağlanıp, hayal dünyalarının eşiğinden içeri her adım atışlarında farklı bir insan olurlar. Duruşları, bakışları, konuşmaları hatta sesleri bile değişir, farklı bir perdeden başka birinin sesiyle konuşurlar.

Eve dönüş yolları kimseyle değil de, kendi içinizde kendinizle konuştuğunuz anları barındıran zamanlardır. O zamanlarda böyle şarkılar dinlenir, akşam ışıklarının oluşturduğu gölgelerin altından geçerken ya da bir başka hayal evinin kapısından içeri girerken...

23 Kasım 2008

Çemkirik.

Yapacak yeni birşeyler bulamadığınız zaman eskileri karıştırıyorsunuz. Hani "nerden nereye" der gibi. Biz insanlar durup dururken aranan yaratıklarız ve başımıza ne geliyorsa bu yüzden geliyor. Bu geceki açıklayıcı bilgimiz buydu. İNSANLAR SALAK! Sende salaksın, bende... Dersen ki sen daha salaksın, o zaman sen daha salaksın!

22 Kasım 2008

Bağımsız (-lığı tartışmaya açık) Satır Başları Vol.5

.
.
.

Smoky'nin kedisi Aslan ki kendisi bir şekilde Smoky hanımı tanıyan herkesin kedisidir, kaybolmuş -YİNE-... Bu sexkolik kedi kim bilir yine hangi aşifte dişinin peşine takılıp nerelere gitti diye düşünmek, olur olmadık yerlerde kapalı kalmış olabileceği olasılığının kafaları kurcalamasından daha iyi şu an için. Smoky, 2'dir gidip "Aslaaan, seni sapık ruhlu azgın kedi, seni şişko yağ tulumu, hangi delikteysen çık ortaya delirtme beni" şeklinde tatlı dille aradı Aslan pisiyi. Ama yok. Yarın olmadan kapının dibine gelir diye umuyorum ben, arkadaşlar arasında facebookmuş msnmiş bilmem neresiymiş bu kadar konuşulup, mıncırılmak suretiyle sevilip şımartılırsa böyle başına buyruk olur işte. Nerde sabah edecek kim bilir...

Karaköy iskelesi çökmüş, canlı yayın izledim, iyi ki sabah olmamış bu olay. Bro.'dan aldığım bilgiye göre zaten vapur seferleri durdurulmuş-muş, ya da başlatılmamıştı da demiş olabilir tam hatırlayamadım şimdi. Gerçi bilgi kaynağı Bro. olunca pak de önem vermemek lazım ne söylendiğine, o başka konu ahahhaaa...

Sevgili BuzCevher'i beyefendinin blog alemi ile paylaştığı 50'lerin ve 60'ların muhteşem parçalarını dinliyorum 2 saattir. Ki siyah beyaz filmleri tekrar tekrar izleyesim geldi. En sevdiğim "We're No Angels" ile başlar, araya bol Marilyn'li filmler sıkıştırırım, "West Side Story" izleyesim de var aslında, bilemiyorum belki biraz daha eskilere gidip Chaplin olabilir, sonra dönüp Casablanca izlerim. Ya da gider yatarım işim ne bu saatten sonra değil mi?

Film dedim aklıma geldi, Igby Goes Down sonrası deli gibi yeni filminin vizyona girmesini beklediğimiz (ki bu kişiler bendeniz Mimi, Alasse hanım kızımız ve Smoky hatunu) Kieran Culkin beyefendinin, Alec Baldwin bey amca ile kotardığı yeni filmleri Lymelife 2009 Nisan'da, pek saygı değer, her biri 7.sanat experi olan insanların yaşadığı Amerika'da vizyona giriyor. Hani sadece vakit geçirmek için film izlemeyen benim gibi insanların bulunduğu yerlere kadar gelemeyen bu filmin ne kadar güzel olduğu konusu belli kişilerce tartışmaya açıktır.

Geçen ay biri sordu;
- Çok paran olsa ne yaparsın?
- Harcarım.

... böyle basit bir cevap vermem benim günlük zevkleri olan, vurdumduymaz biri olduğumu kanıtlıyormuş. Bence bu cevap benim yaşamak dışında pek de bir amacı olmayan sıradan biri olduğumun kanıtı sadece. Yani durup "şunu bunu alır, şöyle böyle yaparım" diye listeleme olayına girmemem, benim hayalleri olmayan biri olduğumu değil, aksine çok hayalci olduğu için konuşmaya, anlatmaya, anlaşılır olmaya hali olmayan biri olduğumu kanıtlar (kanıtlamasa da çok da umurmdaydı hani). Harcarım cevabını verdiğim de neler neler yapacağımı anlayan en az 3 kişi var şu dünya da. Yeter bana!

Bir de canım ton balığı istedi gidip yiyeceğim, hadi iyi geceler okuyucu.

20 Kasım 2008

.
.
.


Bu ülkede kitaplar çok mu pahalı yoksa ben mi pintileşmeye başladım. Kitaba verdiğim paraya acımam ben, gerçekten. Ama dün ilk kez bir kitabı elime alıp da fiyat etiketini gördükten sonra "ohaa çok pahalıymış lan" diyerek almaktan vazgeçtim. Ki aslında kredi kartına 4 taksit yapıyorlar biliyorum.

Korsan kitap alımına karşıyım ve gururla söylüyorum hiç almadım. Diyeceksin ki netten albüm indiriyorsun ama. Evet indiriyorum ama "yazarlar ki acırım onlara bir Rock Star olamadıkları için" dersem anlarsın ne demek istediğimi. Dünya da yazarlık kadar şerefsiz, arkadan vuran, yüzüstü bırakan bir meslek daha yoktur ki zaten yazarlık ikinci bir mesleğin yanında yapılırsa karın doyurur. (tabi belli değerleri ve tabuları eleştirip prim yapabilir, birilerinin istediklerini yazabilir veya bir gece kafede oturup yazmaya başladığım bir anda ilham geldi yalanını uydurup kitleleri kör edecek derecede fantastik kurgular yaratma ekibine katılabilirsiniz)

Yeraltı edebiyatı bölümüne gittim bende yavaş yavaş, elimi çektim zengin kitleler için yazılmış süslü kapaklı kitaplardan. Jack Kerouac aldım, Bob Dylan'ın '59 yılında okuyup "hayatımı değiştirdi" dediği kitabını. Kurt Vonnegut aldım sonra Breakfast of Champions, hani filmi de var izlemişsindir belki. Bi de Richard Brautigan aldım ki manyak bir sapkın okunmaya değerdir bence.

Bu 3 kitaba verdiğim para elimden bıraktığım kitabın parasına eşdeğerdi. Toplamda 784sayfa almışım. Diğer tarafta 200 sayfadan vazgeçtim. Karlı bir alışveriş yapmışım diye düşünüyorum. Çok garip ama Türkiye'de insanlar kitapları bile popülaritesine göre alıyor sanırım. Fiyatlarının ne olduğu umurlarında bile değil.

19 Kasım 2008

.
.
.


Beşiktaş'a geçiyorum motordayım. Sırt çantamı ayaklarımın arasına almışım, ellerim cebimde sağa sola bakıyorum bön bön. Karşımdaki sıralardan 2.sinde çok güzel bir kız oturuyor, üstü başı pek bir özenli, saçları fönlü, makyajı pek bir hoş, boynuna şu atkı/fular karışımı tam adını bilmediğim şeylerden dolamış, mavi renkli... Mini etek giymiş uzun ve güzel bacakları meydanda, bacaklarını toplamış hanım hanımcık duruyor.

Kıza bakıp içimden "ne güzel yahu maşallah tüüi tüüii tüüü" diyorum. Hayran kalınmayacak bir zerafet değil çünkü. Ne güzel yaratıklar var diye düşünüp müziğimi kısıyorum, motorun hareket etmesini beklerken camdan bakıyorum. Aklımda "otobüse mi binsem minibüse mi,tarafik ne durumdadır acaba" soruları var. Bu arada motor hareket ediyor iskeleden ayrılıyor. 2-3 dk. kendi kendime takılıp yanımdaki çocuğun ders notlarına bakıyorum falan. Sonra dönüp o kıza doğru baktığımda şok oluyorum. Saniyesinde "aman ne güzel kızcağız, maşallah" düşüncelerim tuzla buz oluyor, kafamda yarattığım imaj yerlebir! Beynimden kırılan cam sesleri geliyor hatta, o derece.

O çok beğendiğim güzel kız deli gibi tırnaklarını yiyor çünkü. Sağ elinin işaret parmağı ağzında geziniyor. Bazen elini döndürüp farklı şekillerde ısırmaya çalışıyor lunulasını, daha iyi kemirebilmek için pozisyon arıyor. Arada durup tırnağına bakıyor "acaba neresi kaldı kemirmediğim" diye düşünüyor belli. Bunu benden başka fark eden var mı acaba merakıyla etrafıma bakınıyorum, yanımdaki çocuk notlarını okuyor hala, diğer tarafımdaki bayansa zaten nerde olduğunun bilincinde bile değil gibi...

Müziğimin sesini açıyorum. Kalın sweet montumun kapüşonunu geçiriyorum kafama, gözlerimi kapatıp beynimi çalan parçaya veriyorum. Jack Black bile silemiyor o mide bulandırıcı görüntüyü, üzülüyorum.

Her Şey Yerli Yerinde

Babam öldü. (şekere bağlı kalp yetmezliği -covid nedenli- babam şeker gibi adamdı zaten) Yeğenim doğdu. (kendime teyze diyorum, hiç zorlanma...