26 Kasım 2008

Akşam Olunca Eve Dönüş Yolunda Dinlenen Şarkılar Vol.1

.
.
.

Yeni bir Volume sıralamasına başlıyorum bugün. Yolculuk sırasında müzik dinlemenin zevki başkadır tabi. Ama bahsettiğim şey o değil.

Bazı parçalar vardır ki onları yorucu bir günün sonunda eve dönmek için trafikte takılmışken, etrafınızdaki insanları göz ucuyla seyredip arada buğulu camdan dışarı bakıp kendi küçük dünyanızda kurduğunuz güzel hayallerinizi düşlerken dinlersiniz. Bazı hastalıklı beyinler (benim gibiler) kurdukları hayallere saplantılı derecede bağlanıp, hayal dünyalarının eşiğinden içeri her adım atışlarında farklı bir insan olurlar. Duruşları, bakışları, konuşmaları hatta sesleri bile değişir, farklı bir perdeden başka birinin sesiyle konuşurlar.

Eve dönüş yolları kimseyle değil de, kendi içinizde kendinizle konuştuğunuz anları barındıran zamanlardır. O zamanlarda böyle şarkılar dinlenir, akşam ışıklarının oluşturduğu gölgelerin altından geçerken ya da bir başka hayal evinin kapısından içeri girerken...

23 Kasım 2008

Çemkirik.

Yapacak yeni birşeyler bulamadığınız zaman eskileri karıştırıyorsunuz. Hani "nerden nereye" der gibi. Biz insanlar durup dururken aranan yaratıklarız ve başımıza ne geliyorsa bu yüzden geliyor. Bu geceki açıklayıcı bilgimiz buydu. İNSANLAR SALAK! Sende salaksın, bende... Dersen ki sen daha salaksın, o zaman sen daha salaksın!

22 Kasım 2008

Bağımsız (-lığı tartışmaya açık) Satır Başları Vol.5

.
.
.

Smoky'nin kedisi Aslan ki kendisi bir şekilde Smoky hanımı tanıyan herkesin kedisidir, kaybolmuş -YİNE-... Bu sexkolik kedi kim bilir yine hangi aşifte dişinin peşine takılıp nerelere gitti diye düşünmek, olur olmadık yerlerde kapalı kalmış olabileceği olasılığının kafaları kurcalamasından daha iyi şu an için. Smoky, 2'dir gidip "Aslaaan, seni sapık ruhlu azgın kedi, seni şişko yağ tulumu, hangi delikteysen çık ortaya delirtme beni" şeklinde tatlı dille aradı Aslan pisiyi. Ama yok. Yarın olmadan kapının dibine gelir diye umuyorum ben, arkadaşlar arasında facebookmuş msnmiş bilmem neresiymiş bu kadar konuşulup, mıncırılmak suretiyle sevilip şımartılırsa böyle başına buyruk olur işte. Nerde sabah edecek kim bilir...

Karaköy iskelesi çökmüş, canlı yayın izledim, iyi ki sabah olmamış bu olay. Bro.'dan aldığım bilgiye göre zaten vapur seferleri durdurulmuş-muş, ya da başlatılmamıştı da demiş olabilir tam hatırlayamadım şimdi. Gerçi bilgi kaynağı Bro. olunca pak de önem vermemek lazım ne söylendiğine, o başka konu ahahhaaa...

Sevgili BuzCevher'i beyefendinin blog alemi ile paylaştığı 50'lerin ve 60'ların muhteşem parçalarını dinliyorum 2 saattir. Ki siyah beyaz filmleri tekrar tekrar izleyesim geldi. En sevdiğim "We're No Angels" ile başlar, araya bol Marilyn'li filmler sıkıştırırım, "West Side Story" izleyesim de var aslında, bilemiyorum belki biraz daha eskilere gidip Chaplin olabilir, sonra dönüp Casablanca izlerim. Ya da gider yatarım işim ne bu saatten sonra değil mi?

Film dedim aklıma geldi, Igby Goes Down sonrası deli gibi yeni filminin vizyona girmesini beklediğimiz (ki bu kişiler bendeniz Mimi, Alasse hanım kızımız ve Smoky hatunu) Kieran Culkin beyefendinin, Alec Baldwin bey amca ile kotardığı yeni filmleri Lymelife 2009 Nisan'da, pek saygı değer, her biri 7.sanat experi olan insanların yaşadığı Amerika'da vizyona giriyor. Hani sadece vakit geçirmek için film izlemeyen benim gibi insanların bulunduğu yerlere kadar gelemeyen bu filmin ne kadar güzel olduğu konusu belli kişilerce tartışmaya açıktır.

Geçen ay biri sordu;
- Çok paran olsa ne yaparsın?
- Harcarım.

... böyle basit bir cevap vermem benim günlük zevkleri olan, vurdumduymaz biri olduğumu kanıtlıyormuş. Bence bu cevap benim yaşamak dışında pek de bir amacı olmayan sıradan biri olduğumun kanıtı sadece. Yani durup "şunu bunu alır, şöyle böyle yaparım" diye listeleme olayına girmemem, benim hayalleri olmayan biri olduğumu değil, aksine çok hayalci olduğu için konuşmaya, anlatmaya, anlaşılır olmaya hali olmayan biri olduğumu kanıtlar (kanıtlamasa da çok da umurmdaydı hani). Harcarım cevabını verdiğim de neler neler yapacağımı anlayan en az 3 kişi var şu dünya da. Yeter bana!

Bir de canım ton balığı istedi gidip yiyeceğim, hadi iyi geceler okuyucu.

20 Kasım 2008

.
.
.


Bu ülkede kitaplar çok mu pahalı yoksa ben mi pintileşmeye başladım. Kitaba verdiğim paraya acımam ben, gerçekten. Ama dün ilk kez bir kitabı elime alıp da fiyat etiketini gördükten sonra "ohaa çok pahalıymış lan" diyerek almaktan vazgeçtim. Ki aslında kredi kartına 4 taksit yapıyorlar biliyorum.

Korsan kitap alımına karşıyım ve gururla söylüyorum hiç almadım. Diyeceksin ki netten albüm indiriyorsun ama. Evet indiriyorum ama "yazarlar ki acırım onlara bir Rock Star olamadıkları için" dersem anlarsın ne demek istediğimi. Dünya da yazarlık kadar şerefsiz, arkadan vuran, yüzüstü bırakan bir meslek daha yoktur ki zaten yazarlık ikinci bir mesleğin yanında yapılırsa karın doyurur. (tabi belli değerleri ve tabuları eleştirip prim yapabilir, birilerinin istediklerini yazabilir veya bir gece kafede oturup yazmaya başladığım bir anda ilham geldi yalanını uydurup kitleleri kör edecek derecede fantastik kurgular yaratma ekibine katılabilirsiniz)

Yeraltı edebiyatı bölümüne gittim bende yavaş yavaş, elimi çektim zengin kitleler için yazılmış süslü kapaklı kitaplardan. Jack Kerouac aldım, Bob Dylan'ın '59 yılında okuyup "hayatımı değiştirdi" dediği kitabını. Kurt Vonnegut aldım sonra Breakfast of Champions, hani filmi de var izlemişsindir belki. Bi de Richard Brautigan aldım ki manyak bir sapkın okunmaya değerdir bence.

Bu 3 kitaba verdiğim para elimden bıraktığım kitabın parasına eşdeğerdi. Toplamda 784sayfa almışım. Diğer tarafta 200 sayfadan vazgeçtim. Karlı bir alışveriş yapmışım diye düşünüyorum. Çok garip ama Türkiye'de insanlar kitapları bile popülaritesine göre alıyor sanırım. Fiyatlarının ne olduğu umurlarında bile değil.

19 Kasım 2008

.
.
.


Beşiktaş'a geçiyorum motordayım. Sırt çantamı ayaklarımın arasına almışım, ellerim cebimde sağa sola bakıyorum bön bön. Karşımdaki sıralardan 2.sinde çok güzel bir kız oturuyor, üstü başı pek bir özenli, saçları fönlü, makyajı pek bir hoş, boynuna şu atkı/fular karışımı tam adını bilmediğim şeylerden dolamış, mavi renkli... Mini etek giymiş uzun ve güzel bacakları meydanda, bacaklarını toplamış hanım hanımcık duruyor.

Kıza bakıp içimden "ne güzel yahu maşallah tüüi tüüii tüüü" diyorum. Hayran kalınmayacak bir zerafet değil çünkü. Ne güzel yaratıklar var diye düşünüp müziğimi kısıyorum, motorun hareket etmesini beklerken camdan bakıyorum. Aklımda "otobüse mi binsem minibüse mi,tarafik ne durumdadır acaba" soruları var. Bu arada motor hareket ediyor iskeleden ayrılıyor. 2-3 dk. kendi kendime takılıp yanımdaki çocuğun ders notlarına bakıyorum falan. Sonra dönüp o kıza doğru baktığımda şok oluyorum. Saniyesinde "aman ne güzel kızcağız, maşallah" düşüncelerim tuzla buz oluyor, kafamda yarattığım imaj yerlebir! Beynimden kırılan cam sesleri geliyor hatta, o derece.

O çok beğendiğim güzel kız deli gibi tırnaklarını yiyor çünkü. Sağ elinin işaret parmağı ağzında geziniyor. Bazen elini döndürüp farklı şekillerde ısırmaya çalışıyor lunulasını, daha iyi kemirebilmek için pozisyon arıyor. Arada durup tırnağına bakıyor "acaba neresi kaldı kemirmediğim" diye düşünüyor belli. Bunu benden başka fark eden var mı acaba merakıyla etrafıma bakınıyorum, yanımdaki çocuk notlarını okuyor hala, diğer tarafımdaki bayansa zaten nerde olduğunun bilincinde bile değil gibi...

Müziğimin sesini açıyorum. Kalın sweet montumun kapüşonunu geçiriyorum kafama, gözlerimi kapatıp beynimi çalan parçaya veriyorum. Jack Black bile silemiyor o mide bulandırıcı görüntüyü, üzülüyorum.

16 Kasım 2008

Bağımsız Satır Başları Vol.4

Blog sayfama uzun zamandır birşey yazamayınca kendimi kötü hissediyorum, bir de cep telefonuma mesaj atan bir arkadaşım aynen şu şekilde;

"Lan neden yeni bir şeyler yazmıyorsun, amma tembel oldun haa!"

deyince, kendime kızmam mı desem artık yoksa acımam mı(?) bin kat daha arttı. Aslında yalan olmasın, önce gelen mesajın ne manaya geldiğini anlamamıştım. Cevap olarak "azizim yalnış attın herhalde, tembel kısmı tamam da başını çözemedim" yazdım. Sonra anladım blog sayfamı okuyan ama bana bunu bildirme zahmetine girmeyen bir arkadaşım daha varmış.

Sipariş üzerine de yazılmıyor ki anasını satayım. Aslında aklımada bir sürü konu var. Hatta blog panelim yayımlanmamış taslaklarla dolu. Bir türlü yazdığım şeyin sonunu getiremiyorum. O yüzden kafa göz kıran cinsten "Bağımsız Satır Başları" yaratmaya başlıyorum, tam da şu an.

__________________________________________________


* En iyi arkadaşım evleniyor, aslında bununla ilgili bir yazı yazmaya başlamış ama yayımlamadan taslak tarlama bırakmıştım, şimdi yine bir başka Haziran'da düğüne gideceğim korka korka!... Bu gittiğim 3. veya 4. düğün olacak, en son gittiğim düğündeki çift hala evli, zaten 3 ay mı ne oldu evleneli. Burak Kut'tan alıntı yapalım hemen; tahtalara vur, dağlara taşlara...

* Geçen gün minibüsteyim, Gölcük'te... Metallica'nın indirip de baştan sona dinleyemediğim son albümünü açmışım, bangır bangır çalıyor. Diyeceksin "neden böyle bir öküzlük yapıyorsun, özenti misin sen, ergenliğini tamamlayamadın da hala anlamsız bir öfke içinde misin, nedir abicim yani ne ayaksın" diyeniniz vardır. Benim ki piçlik abi, gıcıklık olsun diye yapıyorum sanırım, bir olayım yok yani, kısık sesle dinlesem de bişi fark etmez, albüm yine skindirik yine skindirik... Olay albüm değil zaten, yüzüme tip tip bakan, iktidar yanlısı yaftası yapıştırdığım teyzeye ettiğim laf ve aldığım tepki;

- Bu ne ki ben sana bi de Dimmu Borgir açayım da bak herifler ne ayakmış.
- Terbiyesiz!

Çevirdi kafasını önüne, ben ayaktayım vs... Çok güldüm okuyucu, Dimmu Borgir diyerek nasıl bir küfür ettiğimi sandı bilemiyorum. Bu yeni nesilde terbiye kalmadı tarzında birşeyler mırıldandı ben arkada boşalan bir yere yönelirken, herhalde 22 yaşında olduğumu bilse küfür edip döverdi beni.

* Bu arada ŞoK çalışanlarını seviyorum, alkol alırken bana kimlik soranları var hala, iltifat ediyorsunuz çocuklar :$

* Neden kimse konusuz bir program yapmıyor. Mesela ben olsam yapardım. Huysuz Virjin ile Görücü Usulü'nün fragmanını görünce ablam attı bu fikri, ille bir format olmak zorunda mı canım diyerekten. Doğru söylüyor, "Mimi Wonka ile Kafana Göre" diye bir program yapmak istiyorum ben, konu yok birşey yok. İsteyen istediğini yapardı. Süper olurdu bence. Duyun beni!...

* Erdem beyle bir gece sırf eğlence olsun diye oturup yazdığımız bir -izm'imiz var bizim. Akımın adı tabi ki de; "Kafana Göreizm" şu an için17 maddesi var. Geyik olsun diye ortaya çıktı falan ama devam edilebilir bence ki Erdem bey'i dürtüklersem manifesto bile yazar o. En sevdiğim 2 maddesini her önüme gelen yere not düşüyorum, eğlenmek için ki bunlardan biri;
  • Madde 14: Her kural eğlence için vardır. Eğlencesiz kural kural değildir. Kontrolsüz güç de güç değildir zaten.
Bakmışsınız programlara konuk olup bu yeni akımın olmayan felsefesini anlatıp caka basıyorum cümle aleme ki yaparım ben, o saçmalama potansiyeli var bende. Seda Sayan' a çıkabiliriz belki bu sayede azizim Erdem, hayallerimiz gerçek olur abi. (hayale bak anasını satayım)

* Elveda bira dedim az evvel son mariachi black'ciğimi bitirirkene. Beleş olmadığı (ısmarlanmadığı) sürece bu ülkede bira içmem ben bir daha. Fiyatları düzene soksunlar lütfen. Alkol zevkimizin de içine ettiler, artık en azından bu parayı vermeme değer dediğim Kalecik, Kavaklıdere ve Sarafin çeşitleriyle takılacağım. ( elinde Casillero del Diablosu olana kapım açık, bizdeki bitti be hacı:mü )

* Yıl 2001, yaşlarına göre iğrenç zevkleri olan iki kardeş (ki psychiatrist Crane kardeşlerin bayan olan (yandan yemişleri) denebilirdi bizim için eğer bende psikoloji okumuş olsaydım) İstanbul'a gitmişiz 4. Murat operasını izleyip döneceğiz. Ondan önce Fındıkkıran'a gidecektik ki biletlerimiz yanmıştı ablam grip olduğu için, gidememiştik. Şimdi düşünüyorum da o yaşlarda iğrenç sayılabilecek zevklerim varken, bugün sinemaya bile zorla gidiyorum ki gitmiyorum(!) Ne oldu acaba, odunlaştım, 5'e 10 kalaslaştım.

* Eğtimime devam etme planlarımın hepsi fos çıkacak gibi, bekle beni ÖSS, sana geliyorum Allah'ım!... (Bu sefer Mimar Sinan'da okumak istiyorum, mekan güzel)

Bitti tamam, rahatladın mı lan Bro! Pis şey, gülünce yazamıyorum işte, serseri kişilik! (şaka tabi, zaten bu sözlerime alınırsan eğer en adi insansın :Ç )

01 Kasım 2008

can't have anyone over syndrome

Uzun zamandan sonra msne girdim Alässe Isis'e sms attım cevap vermedi bu saatte ya uyuyordur ya kulağında hafiften bir melankoli kitap okuyordur ya da sızmıştır bir yerde ya birileriyle ya tek başına. Cumartesi günü evde oturmaktır en iyisi aslında. Yanına alırsın hoş bir yaren zaten şu dünyada kaç tane yareni olabilir ömrü boyunca bir insanın. Kaç kişiye olduğunuz gibi görünmek istersiniz ki ömrünüz boyunca. 3-5 çok fazla 2-3 yeter 1 taneyi bulamayanlar var ne acı:D [başkalarının acınası hallerine gülüp gününüzü neşelendirin hayat diğerlerinin de iyiliğini düşünmeye vakit harcayamayacağınız kadar kısa çünkü] Tam bir yeraltı yazarı gibi konuştum, biri bana kahkaha atsın bu sen olma ama. Sen benim empoze yaratığımsın, aramızdaki sevginin elastik deformasyonu bozulmasın.

Bak;

Her Şey Yerli Yerinde

Babam öldü. (şekere bağlı kalp yetmezliği -covid nedenli- babam şeker gibi adamdı zaten) Yeğenim doğdu. (kendime teyze diyorum, hiç zorlanma...